Demenza - Delilik gecici, pısmanlık kalıcıdır

13/3/2009

Insomnia nedir?

İnsomnia, yeterli sürede ve dinlendirici uyku uyuyamama hastalığıdır. Hastalığın varlığı süresince uyku saatlerinde düzensizlik, ani gece uyanmaları, uyandıktan sonra tekrar uykuya dalmada güçlük ve sabah çok erken saatlerde uyanma gibi belirtiler gözlemlenir. Düzenli uyku saatinin varlığı ve uzun süreli uyumalar, ertesi güne dinlenmiş ve çalışmaya hazır hale gelerek uyanacağımız anlamına gelmez. Uyku ve uyuma problemleri üzerine yapılan çalışmalarda, yetişkin bir bireyin, her gece yedi-sekiz saat uyuması gerektiği söylenir. Ancak bireyden bireye farklılık gösteren dinlenme süreci kişinin uyku süresini değiştirebilir. Araştırmacılar yetişkin bireylerin yüzde 30-40'lık bir bölümünün her sene insomnia problemi ile başa çıkmaya çalıştığını belirtmektedir.
İnsomnia'nın türleri var mı?

İki ayrı başlıkta inceleyebiliriz.

1 - Akut insomnia: İnsomnia'nın kısa süreli olarak görülmesi anlamına gelir. Akut insomnia genelde stresli bir günün ardından ya da ruhsal gerilimin yüksek olduğu günlerde kendini gösterir. Vücut saatimiz böylesine zor günlerde dinlenme vaktimizin geldiğini göstermekte zorlanır. Bir-iki gün süren bu düzensizlik, kendimizi daha iyi hissettiğimiz ana kadar devam eder. Dört haftayı bulabilen akut insomnia bulguları vardır.

2 - Kronik insomnia: Bir ay veya daha fazla süren uyku düzensizliğine kronik insomnia denir. Yetişkinlerin yüzde 10-15'lik gibi büyük bir bölümü kronik insomnia'dan şikâyetçidir. Akut insomnia'ya nazaran doktor yardımı gerektirir.
Ana sebebi genellikle büyük çapta bir depresyonun varlığıdır. Yeterli sürede ve derin uyumak bireyin sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürdürebilmesi için çok önemlidir. Tıbbi araştırmalar özellikle kronik insomnia hastalığının bireyde davranış bozuklukları yarattığını açıklar. Gündüz devamlı uyku halinin varlığı, bunu takiben bazı rahatsızlıklar, enerji azalması, isteksizlik ve konsantrasyon zorluğu gibi günlük hayatı zorlaştıran belirtilerinin varlığı bilinmektedir. Tüm bunların varlığı kişiyi negatif etkiler altında bırakır, memnuniyetsizlik olur ve başarısızlıklar birbirini kovalar. İnsomnia hastalığı kişinin psikolojik yapısı üzerinde son derece büyük sorunlara neden olur. Trafik kazalarının birincil nedenleri arasında yer alan dikkatsizlik, dalgınlık, refleks azalması insomnia kaynaklı olabilir.

Peki neden olur?

Hayatımızı zorlaştıran akut ve kronik insomnia hastalığının oluşma sebeplerini sıralayalım. Akut insomnia'da şunlar etkilidir:

Stres,

Çevresel rahatsızlıklar (gürültü veya çok sıcak-çok soğuğa maruz kalmak),

Normal uyku düzeninin bozulması (seyahat veya yeni doğmuş bir bebek),

Çeşitli rahatsızlıklar nedeniyle ilaç kullanımı.
Kronik insomnia hastalığının ortaya çıkış nedeni akut insomnia'dan farklı olarak ruhsal gerginliğin yanı sıra bazı kronik hastalıklar da neden olabiliyor. Bu hastalıklar şunlar:

Astım,

Kronik vücut ağrıları,

Kalp çarpıntıları,

Kronik stres,

Depresyon.

Peki kişi ne zaman bunun bir sorun olduğunu düşünüp doktora gitmeli?

Akut insomnia genellikle herhangi bir tıbbi yardım gerektirmez. Kişi ruhsal gerginliğini yenebildiği anda genellikle kendi kendine çözülebilen bir tür uyku problemidir. Birey bu sorunu kendi başına da çözebilir. Ancak bu demek değildir ki; akut insomnia ciddiye alınmamalıdır. Eğer uykusuzluk birkaç geceden daha uzun sürüyor ve bünyeyi rahatsız ediyorsa, gün içinde gergin, uykusuz ve dikkatsiz bir tablo çizilmeye başlandıysa bu problem tıbbi yardım gerektirir. Bir hekim ile birlikte incelenmelidir. Akut insomnia dikkate alınmazsa, vücut tarafından tanımlanır ve kronik insomnia'ya dönüşebilir.

20/9/2007

Grip aşısı



Kış yola çıktı, sonbahar da hava bir sıcak bir soğuk derken en çok yakalandığımız hastalık grip sanırım. Grip aşıları ile ilgili yararlı olacağım bir yazım var. Benden de bir not, grip aşısı yaptıracaksanız, son kullanım tarihine mutlaka bakınız.

Kimler Grip Aşısı Olmalı ?

  1. Gribin yaşamsal risk oluşturduğu ve tıbbi açıdan mutlaka uygulanması önerilenler: · 65 yaşından büyük kişiler · Şeker hastaları (diyabet) · Astım hastaları · Kronik akciğer hastaları (Bronşit vb.) · Kronik kalp ve damar sistemi hastaları (koroner arter hastaları) · Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler (kronik kan hastalığı –hemoglobinopati- olanlar, kanser hastalığı, immunsupresif kullananlar) · Huzurevi, bakımevi vb. ortamlarda yaşayanlar
  2. İkincil risk grupları yukarıdaki risk grubunda yer alanlarla yakın temasta olanlar ve · 50-64 yaş arası bireyler · Sağlık Personeli · Yukarıda belirtilen risk grupları ile aynı ortamda yaşayanlar · Huzurevi, bakımevi ve benzeri yerlerde çalışan personel
  3. Spesifik gruplar için öneriler · Hamile bayanlar (4 aylıktan itibaren) · HIV ile enfekte kişiler · Sık seyahat edenler · Gribin tıbbi ve ekonomik olumsuz etkilerinden korunmak isteyen kişiler (iş adamları, üretimde çalışanlar, sporcular vb)

Kimler Aşı Olamaz?

Grip Aşısı, son derece güvenli ve yan etkileri çok az olan bir aşıdır. Diğer aşılarla eşzamanlı olarak kullanılabilir (örneğin zatürre aşısı ile aynı anda, farklı kollardan uygulanabilir). Grip aşısı kesinlikle gribe neden olmaz, zira canlı ya da zayıflatılmış (attenue) virüs içermez. Aksine, aşının içeriğinde sadece virüsün parçacıkları bulunur (split aşılarda - örneğin Vaxigrip). Aşı öncesi ya da sonrası özel bir hazırlığa (gıda-içecek kısıtlaması, banyo yasağı vb) gerek yoktur. Bazı kişilerin grip aşısı olmamaları gerekir. Bunlar:

  • 6 aydan küçük bebekler
  • Yumurtaya karşı anafilaktik tarzda allerjisi olanlar (yumurta yediğinde allerjik şoka girenler).
  • Hamileliğin ilk 3 ayı içinde olan bayanlar (ancak doktor tarafından kesin gerekli olduğu tespit edilirse grip aşısı olabilirler) 38 derece üstünde ateşi olan hasta kişilerde, aşı uygulamasının ateş düştükten sonra yapılması önerilir.

GRİP ve Diğer Hastalık Gruplarını İlişkisi

  • Grip epidemisi sırasında gribe yakalanmış diyabet hastaları mutlaka hastaneye yatırılarak tedavi edilir.
  • Gribe yakalanmış bir diyabet hastası normalden 6 kez daha fazla hastaneye gitmek zorundadır.
  • Grip sezonu boyunca, diyabet hastalarının ölüm oranı %5 ila % 15 artar.
  • Grip ve zatürreden ölen diyabet hastalarının sayısı diyabetli olmayanlara göre üç kat daha fazladır.
  • Her yıl sayıları 10.000 ile 30.000 arasında değişen diyabet hastası grip veya zatürreden ölmektedir.
  • Gripten ölen diyabet hastalarının sayısının gittikçe artmasına rağmen, büyük çoğunluğunun grip aşısı olmadığı tespit edilmiştir. Yine ölümcül tehlike ifade eden zatürreye karşı aşılama oranı ise çok daha düşüktür.
  • Diyabete ek olarak kalp ve damar hastalıkları, böbrek hastalıkları olanlarda ve 50 yaş üstü kişilerde risk katlanarak artmaktadır.

Memorial hastanesi



18/7/2007

Suyun faydaları




İnsanın yaşamını devam ettirmesi için en az oksijen kadar önemli olan suyun, vücutta pek çok görevi de bulunuyor. Son yıllarda özellikle diyet listelerinin baş köşesinde yer alan suyun vücudumuz ve hayatımızı sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmemiz için büyük önemi bulunuyor. İnsan yapısı, yemek yemeden dört hafta yaşayabilirken, su içmeden yaşayabilme süresi ise sadece 3-4 gün. İnsan bedeninin 2/3�ü sudan oluşurken, her insanın kendini zinde hissetmesi için günde 2.5 litre suya ihtiyacı bulunuyor.

Eğer vücutta az su bulunursa, kan yoğunlaşıyor ve bu da organlara çok az miktarda oksijen ve besin maddesi taşınmasına neden oluyor. Fakat içtiğiniz su miktarı çok aşırıya kaçarsa, bu da vücut için olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.Çünkü böbrekler aşırı çalışır ve sık sık tuvalete çıkmanıza neden olup, vücudunuzdaki kalsiyumun atılmasına neden olur. Vücudunuzun su alımının yeterli olup olmadığını anlamanın en etkili yolu, idrara dikkat etmek. Açık renkli idrar, su ihtiyacını doğru karşıladığınızı gösterir. Eğer idrarınız koyu renkli ise, bu yeterince su almıyorsunuz anlamına gelir.

SUYUN VÜCUT İÇİN ÖNEMİ

Vücut sıvılarında bulunarak, eklemlerin kayganlaşmasına neden olur. İdrarla zararlı maddelerin atılmasını sağlar.

Tükürük ve mide salgısında bulunarak, besinleri sindirir.

Hücre ve kas dokularını güçlendirir. Karbonhidratları, yağları, proteinleri, hormonları ve oksijeni, kanda bulunarak kaslara taşır. Zararlı maddeleri dokulardan uzaklaştırmayı sağlar.

Cildi gerginleştirir, parlaklık kazandırır.

ŞİŞMANLIĞA KARŞI SU

Vücut özellikle geceleri su almadığı için, sabahları uyandığınızda hemen bir bardak su içmeyi ihmal etmemelisiniz.

Vücudun su toplamaması için, bol miktarda su içmek gerekir. Su miktarında azalma oldukça, vücutta depolanan yağ miktarı da artmaya başlar. Nedenine gelince; böbrekler yeterli miktarda su almazlarsa, iyi çalışmazlar. Bu görev de karaciğerin olur. Karaciğer böbreklerin görevini üstlendiğinde ise, daha az yağı enerjiye dönüştürür. Bu da zayıflamayı son derece olumsuz etkiler.

Vücut özellikle geceleri su almadığı için, sabahları uyandığınızda hemen bir bardak su içmeyi ihmal etmemelisiniz. Öğlen ve akşam yemeklerinden önce içeceğiniz bir bardak su, iştahı bastırıp, mideyi doldurur ve sindirime iyi gelir. Spor yapmadan önce içilen bir bardak su da yine metabolizmayı çalıştırırken, kas glikojeninin tükenmesinin önüne geçer.

SUYUN RAHATLATICI ETKİSİ...

Günün tüm yorgunluğundan ve stresinden arınmanız için yapmanız gereken en önemli şey; şöyle bol köpüklü bir banyo. Suyun rahatlatıcı etkisi, aslında sandığımızdan çok daha fazla...

Su sadece temizlenmek için değil, arınıp, yenilenmek ve yorgunluktan kurtulmak için de birebir...

Yıkandığınız suyun sıcaklığının, ne çok sıcak ne de çok soğuk olmamasına özen göstermelisiniz. Çok sıcak su, kanın yüze doğru hücum etmesine neden olur ve ana merkezler görevini daha zor yaparlar. Sıcak su, bazı dolaşım bozukluklarını da doğurabilir, kalbi zayıf olanlar üzerinde ise daha kötü etkiler yaratır. Sıcak suyun bir dezavantajı da, deriyi yumuşatması ve varislerin daha da ortaya çıkmasını sağlamasıdır. Bunun yanı sıra çok soğuk suyun da bazı zararları bulunur: Özellikle yaz aylarında tercih edilen soğuk su, serinletmek yerine aksine terletir. Kan damarlarının önce daralmasına, ardından hemen genişlemesine neden olur. Bu nedenle, ideal banyo suyunun sıcaklığı, 33 ile 37 derece arasında değişir. Eczaneden alacağınız bir termometre ile suyun sıcaklığını ölçmeniz mümkün. İdeal su sıcaklığı içerisinde, en az 15 dakika kalmayı da ihmal etmemelisiniz...

DERİYE KAYBETTİĞİ SUYU YENİDEN VERİN

Eğer banyo çıkışında vücudunuzda kırmızılık oluştuysa ve kaşınıyorsanız, suyunuz fazla klorlu ya da kireçli demektir. Kireçli su ise, vücudu kurutup, sertleştirir. Bunun için, banyo sonrası, vücudunuza nem kazandıracak kremler sürmenizde fayda var.

Kokulu ve renkli banyo tuzlarından kattığınız suda yıkanırsanız, tuzların canlılık verme ve yorgunluk alma özelliğinden de faydalanabilirsiniz. Gülsuyu ve gliserin eklenmiş su ile yapılan banyo ise, deriye kaybettiği suyu yeniden verir.



Hekimce


18/7/2007

Tansiyon denen illet


Ölçüyü kaçırmadan, kendini bilerek, kötülükten kaçar iken başka bir kötülüğün kucağına düşmeden; “Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine yaşamak” için savaşmak lazım. Hani hipertansiyon ile savaşırken hipotansiyona teslim olmadığımız gibi.

Kan basıncımızın normal değerleri altında oluşuna hipotansiyon adını veriyoruz. Bilindiği üzere kan basıncımız, iki rakamla telaffuz edilir. Misal; 120/80 mmHg, 140/90 mmHg vb. gibi… İlk rakam yüksek basıncımıza ait olandır(120 ve 140 örnekleri). İkinci rakam ise düşük basıncımıza işaret eder(80 ve 90 örnekleri). İşte hipotansiyon; yüksek basıncımızın 90 mmHg altına inmesi ve bunu, yarattığı rahatsızlıkla hissettirmesidir. Hipotansiyon ile oluşan rahatsızlık duygusu önemlidir. Çünkü kan basıncı 90 mm Hg ve altında olmasına rağmen hiçbir yakınması olmadan yaşamını idame ettiren sağlıklı kişiler de olabilir. Sporcular ve aktif bedensel çalışma içinde olanlar, bunlar içinde en sık rastladığımız örneklerdir.

“Çabuk yoruluyorum, iş yapmak istemiyorum. Gücüm kalmadı ki…”

“İş yerinde kafamı kaldıramıyorum. Sanki başımda bir ton yük… Ne işime ne de bana söylenenlere konsantre olamıyorum.”

“Şu ellerime ve ayaklarıma bir dokun bak! Buz gibi. Sanki bu yetmezmiş gibi bir de gözlerimin önünde noktalar uçuşmaz mı?”

“Başım ağrıyor. Gitmediğim doktor kalmadı. Kulaklarımın uğultusu ise çektiklerimin cabası...”

Tansiyon düşüklüğü yani hipotansiyon dediğimiz durumlarda dile getirilen başlıca yakınmalardır bunlar. Ne var ki bu tür yakınmalar, tansiyon düşüklüğüne masumiyet atfederek sorgulandığı zaman, aslından uzaklaştıran akıntıya kapılmak mümkündür. Böyle olunca da kesin tanı gecikebilir.

90/60 mmHg altındaki basınçlarda hayati organlarımız olan beyin, böbrek ve kalbimize yeterince kan gitmez. Yeterince kanlanamayan bu organlarımızda beslenme bozukluğu ortaya çıkar. Beyin yeterince kanlanamayınca baş ağrısı, bilinç bulanması ve depresyon oluşur. Kalbe yeterince kan gitmeyince kalp ağrısı, çarpıntı, hatta kalp yetmezliği ortaya çıkabilir. Böbrekler ise yeterince kanlanmadığında idrar çıkışı azalır ve kanımızda başta üre olmak üzere atılması gereken zehirli maddeler birikmeye başlar. İşte bu nedenlerle hipotansiyon, hiç de yabana atılacak ya da hafife alınacak bir olay değildir. Tersine üzerine gidilmesi ve dikkatle izlenmesi gereken bir durumdur.

Kadınlarda daha sık

Hipotansiyon, yüz kişiden iki kişide görülen bir durumdur. Kadınlarda erkeklerden biraz daha sıktır. İleri yaşlarda bazı hastalıklar ve kullanılan ilaçlar nedeniyle görülme sıklığı artmaktadır.

Hipotansiyon, bazı kişilerde oturduğu yerden ayağa kalktığı zaman ortaya çıkar. Bu tür tansiyon düşmesine ortostatik hipotansiyon adını vermekteyiz. Böyle sorunu olanların oturup kalkarken son derece yavaş ve temkinli olmaları gerekmektedir.

Kimilerinde ise yürüyüş ya da koşu esnasında tansiyon düşmesi olabilir.

         Örneklerini sunduğum bu tür hipotansiyonlar, hiçbir nedene bağlı olmayan, ailesel ve kişisel özelliklerden kaynaklanan durumlardır. Zayıf, hassas ve spor yapmayan genç kadınlarda daha sık görülmektedir. Yorgunluk ve üzüntü, rahatsızlığın ortaya çıkışını hızlandırmaktadır.

         Herhangi bir hastalık esnası ya da sonrasında veya ilaç kullanımında ortaya çıkan hipotansiyonlar da vardır. Bunlar az görülse de ciddi sonuçlara yol açabilirler. Bu tür hastalıkları ve neden olan ilaçları tanımak önemlidir.

         Elbette herkesin kan basıncı kendinedir. Bugün erkek ve kadın erişkinlerde normal kan basıncı 120/80 mmHg altında kabul edilmektedir. Ancak, kan basıncı sürekli 150’lerde seyreden birinin ani olarak 100 mmHg düzeylerine inmesi de hipotansiyondur. Bu ayrıma dikkat edilmeli, daha fazla düşmemesi için gerekli önlemler alınmalıdır.

         Yorgunluk uyarıdır

         Hipotansiyon nedeniyle halsizlik ve yorgunluk, en sık dile getirilen yakınmalardır. Bunu baş ağrısı, kulaklarında uğultu, oturduğu yerden ayağa kalkarken sendeleme ya da kısa süreli baş dönmesi,  çarpıntı ve göğsünde sıkışma yakınmaları izler. Önü alınmadığı takdirde ruhsal davranışları etkiler, depresyona neden olabilir.

         Ani tansiyon düşmeleri önemlidir. Ani tansiyon düşmelerinde bayılma, bilinç bulanması hatta koma görülebilir. Bu gibi durumlarda hasta sırt üstü yatırılmalı ve ayakları yükseltilmelidir. Bilinci açık ise tuzlu ayran içirilmelidir. Düşük tansiyonun devamı halinde mutlaka hastaneye nakledilmelidir.

        

Düşük Tansiyon Nedenleri

         *Kalp hastalıkları

         *Kanama

         *Kansızlık

         *Enfeksiyon.

         *İlaçlar

        

Tansiyon Düşüren İlaçlar

         *Tansiyon ilaçları

         *Kalp ilaçları

         *İdrar söktürücüler

         *Psikolojik ilaçlar


Dr. Tuncay Filiz



5/5/2007

Sağlığınız

İşte sağlıklı bir ömür için yapmanız gerekenler...

1-Her gün bir diş sarımsak yiyin: Sarımsak vücuttaki hastalık sebebi olabilecek kimyasalların seviyesini yüzde 48 azaltırken, beynin yaşlanmasını önlüyor, kolesterolü düşürüyor.

2-Egzersizi ihmal etmeyin: Günde bir kilometre yürüyüş ya da haftada üç kez hafif egzersiz kalp hastalığı riskini düşürüyor.

3-Kepekli ürünler kanserden korur: Haftada dört kez kepek içeren ekmek, makarna ya da kabuklu pirinç tüketmek kanser riskini yüzde 40 azaltıyor.

4-Sebze-meyveyi eksik etmeyin: Sebze-meyve, özellikle de domates, kırmızı üzüm, brokoli yiyenlerde kalp krizi, kanser ve şeker hastalığı riski düşüyor.

5-Ayaküstü yemekten vazgeçin: Hamburger, patates kızartması vs. gibi yiyecekleri tüketmeden önce kalp hastalıklarının üçte birinin bu yiyecekler yüzünden ortaya çıktığını hatırlayın ve fast food’dan vazgeçin.

6-Bel ağrısına çalışma iyi gelir: Araştırmalar bel ağrısı çekenlerin yatmak yerine normal aktivitelerine devam ettiğinde daha çabuk iyileştiğini gösteriyor. Fazla zorlamamak koşuluyla hareket etmek belinize yatmaktan daha iyi geliyor.

7-Sofrada balık olsun: Düzenli olarak balık yemek kalp riskini azaltıyor, ayrıca balıkta bulunan yağlar bağışıklık sisteminizi güçlendiriyor.

8-Tuzu azaltın: “Fazla tuz felce ve kalp hastalıklarına davetiye çıkarır” diyen uzmanlar günde 5 gramdan fazla tuz tüketilmesini sakıncalı buluyor.

9-Biraz şarap kanserden korur: Günde bir-iki kadeh şarap, kanser riskini azaltırken, vücudu gripten koruyor ayrıca yaşlılıkta bunamaya engel oluyor.

10-Kahvenin faydaları: Araştırmalar günde iki fincan kahvenin kolon kanser riskini yüzde 25, safra kesesinde taş riskini yüze 45 azalttığını gösteriyor. Ancak kahvenin çok fazla tüketilmesi yüksek tansiyona neden olabiliyor.

11-Çaya devam: Uzmanlar, bol bol çay içenlerin kalp krizinden ölme riskinin yarı yarıya azaldığını belirtiyor.

12-Tok diyetler faydasız: “Haftada üç kilo” vermeyi vaat eden diyetlerden uzak durun. Kilo vermek istiyorsanız bunu hafta hafta değil uzun vadede yapmaya çalışın.

13-Aşırı kiloya dikkat: Yeni bir araştırmaya göre, kilolu insanların aldıkları her yeni kilo ömürlerini 20 hafta kısaltıyor. Fazla kiloları vermek kalp, kanser, eklem iltihabı hastalıklarından koruyor.

14-Selenyuma ihtiyacınız var: Kansere karşı doğal bir koruyucu olan selenyum fındık, fıstık, balık, tahıl gibi ürünlerde bol miktarda bulunuyor. Her gün selenyum alanlarda kanser riski yüzde 37 azalıyor.

15-Kolesterolü düşürün: Egzersiz yapmak ve yağı, tuzu azaltmak kolesterolü düşürüyor, bu da kalp krizi ve felçten korunmanızı sağlıyor.

16-Mucize ilaç aspirin: Ağrı kesici olarak aldığımız aspirin bizi kalp hastalığı, felç ve kanserden koruyor.

17-Düzenli seks bağışıklığı güçlendirir: Uzmanlara göre haftada dört kez seks yapmak, vücudu gripten koruyan Iga maddesini artırıyor. Ayrıca bu kişiler on yıl daha genç görünüyor.

18-Rahatlamayı öğrenin: Sosyalleşerek, hobi edinerek rahatlamak ruh sağlığına iyi geliyor. Ayrıca haftada üç kez rahatlatıcı egzersiz yapmak stres ve depresyonu önlüyor.

19- Sigaraya hayır: Sigarayı bırakmak artık daha kolay, nikotin bantları ve sakızları, akupunktur vs. gibi yöntemleri deneyebilirsiniz. Eğer tamamen bırakamıyorsanız azaltmak da sizin için yararlı olacaktır.

20-Ağız kokusunun çaresi var: Uzmanlar ağız kokusuna yol açan hastalıkları önlemek için günde iki kez fırçalama, gargara kullanmanın yanı sıra havuç gibi lifli yiyecekler yemeyi ve çok fazla kahve içmemeyi öneriyor.

21-Sağlık için şarkı söyleyin: Doktorlar şarkı söylemenin ruh ve beden sağlığına iyi geldiğini belirtiyor. Şarkı söylemek rahatlatıyor, nefes egzersizi yerine geçiyor, depresyona iyi geliyor hatta ömrü uzatıyor.

22-Sağlıklı sinüsler için mırıldanın: Mırıldanarak şarkı söylemek de sinüsleri açıyor, sinüziti önlüyor.

23-Uykusuz kalmayın: Uyku bağışıklık sisteminin iyi çalışmasında etkili oluyor. Yetersiz uyku konsantrasyon eksikliğine yol açıyor.

24-Her gün vitamin alın: İçeriğinde folik asitin de bulunduğu vitamin tabletleri sizi kanser ve kalp hastalıklarından koruyor.

25-Cildinizi nemlendirin: Cildiniz için yazın, güneşten koruyucu kremleri, kışın da çatlama ve kırışıklardan korumak için nemlendiriciyi ihmal etmeyin.

26-Elma dişlere iyi gelir: Böğürtlen bakterilerin dişe yapışmalarını engelleyerek diş eti hastalığı riskini azaltırken, elma, portakal, havuç, ıspanak gibi lifli yiyecekler de dişleri güçlendiriyor.

27-Eş seçerken dikkat: Uzmanlar kronik rahatsızlıkların kadın-erkek ilişkilerinde iki tarafı da etkilediğine dikkat çekiyor ve kronik hasta bir kişinin eşinin de hasta olması riskinin altı kat artığını söylüyor.

28-Su içmeyi ihmal etmeyin: Günde beş bardak su içen kişilerde kolon kanseri riski yüzde 50 azalıyor.

29-Dostların sağlığa yararı: Doktorlar, dostlarla ilişkilerin hafızayı geliştirdiğine dikkat çekiyor.

30- En sağlıklı meslek grubu pazarlama: İngiltere’de satış elemanları en sağlıklı meslek grubunu oluşturuyor. Bu gruptakiler meslekle ilgili hastalıklara çok az yakalanıyor.

KAYNAK: www.sk.anadolu.edu.tr


2/3/2007

Bobrek Tası

Genetik faktörlerin yanı sıra yetersiz sıvı alımının meydana getirdiği böbrek taşıyla ilgili yeni bulgular süt, yoğurt ve peynir gibi gıdaların taş oluşumunu artırdığı inanışını çürütürken, son yıllarda ülkenin birçok yerinde yaygınlaşan tedavi yöntemleri, hastaların iyileşme sürecini hızlandırıyor.

Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Klinik Şefi Doç. Dr. Ali Ünsal, böbrek taşının oluşumuyla ilgili eski inanışlar terk edilirken, son yıllarda yeni tedavi yöntemleri geliştirildiğini bildirdi.

Yetersiz sıvı alınmasına bağlı olarak idrarda yoğunluğu artan kalsiyum ve oksalat gibi maddelerin birleşerek kristal haline geldiğini, bu kristallerin birleşmesiyle de taş oluştuğunu anlatan Ünsal, böbrek veya idrar yollarında doğuştan bir anomali veya enfeksiyon bulunması halinde ise taş oluşumunun daha hızlı olduğunu söyledi.

Son zamanlarda elde edilen bulguların bazı eski inanışları çürüttüğünü anlatan Ünsal, şunları kaydetti: "Yıllarca süt, yoğurt, peynir gibi yüksek oranda kalsiyum içeren gıdaların taş oluşumunu artırdığına inanılırdı. Bu hastalara kesinlikle bu tür gıdalardan almamaları öğütlenirdi. Oysa yapılan son araştırmalar bunun yanlış olduğunu kanıtladı. Artık hastalara bu gıdaları yasaklamıyoruz. Bunun yanı sıra, hastalarımıza günde 2-2.5 litre sıvı almalarını, hayvansal proteinleri azaltmalarını ve tuzsuz gıdalar almalarını öneriyoruz."

Kaynak : Hurrıyet Gazetesı


24/2/2007

Stres azaltılabilir



Sabahları 15 dakika erken kalkın. Böylece yaşanılan telaşın ve aksiliklerin yarattığı stresi azaltmış olursunuz.

Sabaha bir gece önceden hazır olun. Mesela kahvaltı sofrasını yada kıyafetlerinizi hazırlayın.

Hafızanıza bel bağlamayın. Randevularınızı, ödeme günlerinizi, önemli günleri, numaraları ve bunun gibi hatırlanması gereken bilgileri bir yere not edin.

Yalan söylemenize neden olacak davranışlardan kaçının.

Bütün anahtarlarınızın kopyasını yaptırın. Evinizin yedek anahtarını gizli bir yere saklayın (örneğin bahçeniz varsa gizli bir yere gömün) ve arabanızın yedek anahtarını anahtarlığınızın dışında örneğin cüzdanınızın içinde taşıyın.

Kırılmaya, bozulmaya yada yıpranmaya karşı önlem alın. Böylece arabanız, gereçleriniz, eviniz ve ilişkileriniz beklenmedik zamanlarda sizi yarı yolda bırakmaz.

Beklemeye hazırlıklı olun. Banka kuyruğunda beklerken bir kitap yada gazete okumak sürenin daha çabuk geçmesini sağlar.

Sürüncemede kalmak her zaman stress kaynağıdır. Yarın yapmak istediğiniz her şeyi bu gün yapın ve bu gün yapmak istediğiniz her şeyi şimdi yapın.

Geleceği planlayın. Benzin deponuzun çeyrek deponun altına inmesine izin vermeyin; faturaları ödemek, ödev yada proje hazırlamak için son dakikayı beklemeyin, vb.

İşe yaramayan yada bozuk bir eşya ile uğraşmayın. Eğer saatiniz, cüzdanınız, ayakkabı bağlarınız, silecekleriniz – kısaca size sürekli rahatsızlık veren her şeyi ya tamir edin yada yenisini alın.

Randevularınıza 15 dakika önce gidin.

İçinde kafein bulunduran yiyecek ve içeceklerden uzak durmaya çalışın.

Her zaman beklenmedik olaylara karşı plan yapın. Örneğin: Eğer randevuya gecikirseniz ne yapacaksınız gibi…

Kurallarınızı gevşetin. Televizyonun arkasında ki tozları almamak dünyanın sonu değil.

Polyana-Gücü! Her yanlış giden bir iş için en az 10 iyi bir şey oluyor. Yaşamda ki güzellikleri sayın!

Soru sorun. Bir dakika zaman ayırıp gideceğiniz adresi tekrar sormak size büyük zaman kazandırabilir.

"Hayır!" demeyi öğrenin. Ekstra projelere, istemediğiniz sosyal aktivitelere ve zamanınız olmayan davetlere hayır demek huzurlu bir yaşama kavuşmanız için önemli bir adımdır. Bunun için pratik yapmanız, kendinize saygı duymanız ve herkesin zaman zaman sakinleşebileceği yalnız kalabileceği, sessiz bir ortama ihtiyacı olduğuna inanmanız gerekir.

Telefonun fişini çekin. Rahatsız edilmeden uzun bir banyo almak, uyumak yada kitap okumak mı istiyorsunuz? Kısa bir süreliğini dünya ile ilişkinizi kesme cesareti gösterin.

"İhtiyaçlar" ınızı tercihlere dönüştürün. Temel ihtiyaçlarımız yemek, su ve kendimizi ısıtmaktan ibarettir. Geriye kalan her şey tercihtir. Dolayısıyla yaşamda ki tercihlere aşırı derecede bağlanmayın.

Basitleştir, basitleştir, basitleştir. . .

Endişeli ve kuruntulu olmayan insanlarla arkadaş olun. Hiç bir şey karamsar bir insanın duygularının bulaşıcı olması kadar etkili değildir. Kısa bir süre içinde siz de onun gibi olabilirsiniz. Bu insanlardan uzak durum.

Eğer işiniz uzun süre oturmanızı gerektiriyor ise arada bir ayağa kalkıp vücudunuzu esnetin.

Eğer sessizliğe ihtiyacınız varsa kulak pamuğu kullanın.

Uykunuzu alın. Eğer zamanında yatma alışkanlığınız yoksa, uyuma vaktinizi hatırlatması için alarm saatinizi kurun.

Kaos içinde düzen yaratın. Evinizi ve işinizi öyle bir şekilde organize edin ki neyin nerde olduğunu bilin. Eşyalarınızı yerlerine koymayı alışkanlık haline getirin böylece bir şeyleri kaybetmenin stresinden korunmuş olursunuz.

İnsanlar stresli olduklarında genelde kısa soluklar alırlar. Bu şekilde nefes aldığınızda vücudunuzda ki kullanılmış hava dışarı atılamaz, dokular yeterli oksijen alamaz ve kaslarda gerilme olur. Gergin bir an yaşarken soluk alış verişinize dikkat edin, eğer mide kaslarınızın gerildiğini hissederseniz ve kısa kısa yüzeysel soluk aldığınızı farkederseniz olduğunuz yerde durup vücudunuzun sakinleşmesini sağlayın. Bütün kaslarınızı gevşetin, bir iki defa derin ama yavaş soluk alıp verin.

Düşüncelerinizi ve duygularınızı bir günlüğe yada bir kağıt parçası üzerine yazmak (istersiniz sonra atabilirsiniz) olayları daha net olarak görmenizde yardımcı olabilir.

Rahatlamaya ihtiyacınız olduğunda aşağıda ki yoga egzersizini deneyin. Burnunuzdan derin bir nefes alırken sekize kadar sayın. Sonra dudaklarınızı büzerek içerdeki havayı çok yavaş bir şekilde verirken 16’ya kadar sayın. Dikkatinizi nefesinizin sesine verin ve gerginliğinizin azalmasını hissedin. Bu egzersizi 10 defa tekrarlayın.

Korktuğunuz olaylara karşı kendinizi hazırlayın. Örneğin: Topluluk içinde konuşmadan önce, yapacağınız her davranışı ve karşılaşabileceğiniz her tepkiyi kafanızın içinde yaşamaya çalışın. Ne giyeceğinizi düşünün, dinleyiciler neye benzeyecekler, ne tür sorular sorulacak ve bu sorulara nasıl cevap vereceksiniz gibi… Olayı nasıl yaşamak istiyor iseniz o şekilde hayal edin. Gerçek konuşma zamanı geldiğinde, her şeye hazırlıklı olduğunuzu ve heyecanlanmadığınızı farkedeceksiniz.

Yapılması gereken işlerin huzursuzluğu, yapmanız gereken işlere engel olmaya başlamış ise iş ortamınızda yada üstlendiğiniz görevlerde değişiklik yapma zamanı gelmiş demektir. Belki değişiklik tam ihtiyacınız olan çözümdür.

Konuşun. Güvendiğiniz bir arkadaşınız ile sorunları konuşmak daha net sorunlara bakmanızı saglar. Böylece sorunun çözümü üzerine konstanre olabilirsiniz.

Gereksiz stresten kurtulmanın bir yolu da içinde yaşadığınız çevreyi ihtiyaçlarınıza ve arzunuza göre seçmektir (İşiniz, eviniz, eğlence yeriniz vb). Eğer masa işinden nefret ediyorsanız bütün gün masa başında oturmanızı gerektirecek bir iş teklifini kabul etmeyin. Eğer politika konuşmaktan hoşlanmıyorsanız, politika konuşmaktan zevk alan insanlarla bir araya gelmeyin…

Günlük yaşamayı öğrenin.

Her gün gerçekten zevk aldığınız bir şey yapın.

Yaptığınız her işe bir parça sevgi katın.

Gerginliğinizi azaltmak için duş yada banyo alın.

Bir başkası için bir şeyler yapın.

Anlaşılmaktan çok anlamaya yoğunlaşın. Sevilmekten çok sevmeye yoğunlaşın.

Görünümünüzü iyileştirecek değişiklikler yapın. Güzel görünmek kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar.

Gününüzü gerçekçi olarak planlayın. Bir randevudan diğerine koşmayın, kendinize randevular arasında nefes almak için boşluk bırakın.

Daha esnek olun. Bazı işler mükemmel olmasada yapılmaya değerdir ve bazıları mükemmel olmasa da olur.

Kendi kendinize yönelik negatif konuşmalardan kaçının: "Bunu yapmak için çok yaşlıyım. . .," "Bunu giymek için çok şişmanım. . .," "Bu insan ile olmak için çok çirkinim. . .," gibi.

Hafta sonunu temponuzu değiştirmek için kullanın. Eğer haftanız yavaş ve tekdüze bir iş içinde geçiyor ise, haftasonunu biraz hareket ve macera ile geçirmeye özen gösterin. Eğer hafta içinde pek çok insanla bir aradaysanız ve hızlı bir tempo ile çalışıyorsanız, haftasonunda huzur ve sakinlik içinde geçirebileceğiniz ortamlar yaratın. Eğer iş yerinde başarılı olduğunuz hissine ulaşamıyorsanız, haftasonunda zevkle yapacağınız ve başarı ile bitirebileceğiniz bir iş üzerinde çalışın.

Elinizden geldiğince bu günü yaşamaya çalışın. Dün ve yarın siz olmadan kendi kendilerine idare edebilirler.

Bir seferde bir iş yapın. Eğer bir insan ile birlikte iseniz sadece o insan ile zaman geçirin. Ne bir başka işle ne de bir başka insan ile zamanınızı bölmeyin. Eğer bir proje ile meşgul iseniz sadece projeye konsantre olun ve yapmanız gereken diğer işleri unutun.

Her gün kendinize yalnız kalabileceğiniz, sessizlik içinde dinlenebileceğiniz ve sakince düşünebileceğiniz bir zaman yaratın.

Eğer istemediğiniz bir iş yapmanız gerekiyorsa, günün erken saatlerinde bitirmeye ve kurtulmaya çalışın. Böylece günün geri kalanını endişe ve huzursuzluk içinde geçirmekten kurtulmuş olursunuz.

İşleri diğer insanlara yeteneklerine göre dağıtmayı öğrenin.

Öğle yemeği için ara vermeyi asla unutmayın. Masanızdan yada çalıştığınız alandan hem bedensel hemde zihinsel olarak uzaklaşmak için kendinize zaman yaratın. Hatta 15 dakikalığına bile.

Durumu daha kötüleştirebilecek bir şeyler yapmadan yada söylemeden önce değil 10 en az 1000’e kadar sayın.

İnsanlara ve olaylara karşı affedici olun. İçinde yaşadığımız dünyanın mükemmel olmadığı gerçeğini kabul edin.

Dünyaya karşı pozitif bakış açısı ile yaklaşın. Bir çok insanın elinden gelenin en iyisini yaptığına inanın.


24/2/2007

Kocakarı İlaçlarım

REZENE
Bronşit, öksürük nöbetleri,mide-barsak gazlarında, çocuklardaki kolik tarzı gaz sancılarında,irritabl kolon sendromunda kullanılır.Özellikle tohumlarının süt gelişini arttırıcı etkisi çok kuvvetlidir.

ADAÇAYI
Adaçayı mide va bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Astımdaki sıkıntıları geçirir. İdrar ve ter söktürür. Banyo suyuna katılıp yıkanılırsa; zindelik verir. Günde, 3 kahve fincanından fazla içilmemelidir.

IHLAMUR

Grip ve nezleye karşı en etkili silahlarımızdan biri olan ıhlamur, daha başka bir çok derde de deva oluyor. Bu mucizevi bitki ayrıca mide yanmaları, kusma, cilt lekesi ve ciltteki kırışıklıklar gibi pek çok konuda da büyük fayda sağlıyor.

Ihlamurun içinde uçucu yağ, tanen, şeker, C ve P vitamini, reçine ve enzimler bulunduğunu açıklayan uzmanlar, çeşitli şikayetlere karşı bu bitkinin ne şekilde kullanılması gerektiğini şöyle anlatıyorlar:

"Ihlamur, tek başına kaynatılıp içildiğinde mide şikayeti olanlarda hazmı kolaylaştırır. Bunun yanı sıra ıhlamurun içine biraz kekik, nane ve rezene katarak kaynatıp bu karışımı içerseniz, hem mide yanmalarına hem de kusma türü rahatsızlıklara iyi gelir. Cildinizde leke mi var? Hemen ıhlamuru suda iyice kaynatıp soğutun. Sonra bu sıvıyı lekelere sürün, faydasını göreceksiniz.

Aynı şekilde elde edeceğiniz ıhlamurla kırışıklıklara masaj yaparsanız, iyi sonuç alırsınız. Strese karşı, ıhlamur çayı iyi gelir. İçine çok az karanfil atarsanız, hem güzel bir tat elde etmiş olursunuz hem de sizi sakinleştiren etkisini artırırsınız. Grip ve nezle olunca ıhlamuru içmekte büyük yarar vardır.

Göz çapaklanmalarında, ıhlamuru kaynatın ve süzün. Pamuk yardımı ile gözlerinize kompres yapın. Hem çapaklanmaları önleyecek, hem de gözünüzü dinlendirecektir. Ihlamuru kaynatıp elde ettiğiniz su ile ara sıra saçlarınızı yıkayarak, saçlarınızın güçlenmesini sağlayabilirsiniz. Bu işlemden sonra saçınızı durulamayı ihmal etmeyin.


Sabah




18/2/2007

Hipertansiyon hakkında deliller


Hipertansiyonun belirtileri nedir?
Hipertansiyon, genellikle ciddi yakınmalara yol açmayabileceğinden yıllarca farkedilmeyebilir. Genellikle doktora başvurma şikayetleri;
• Baş ağrısı
• Ense ağrısı
• Başta sıcaklık hissi ve zonklama
• Yüzde kızarma, ateş basması
• Göğüste basınç hissi
• Derin nefes alma ihtiyacı
• Çarpıntı hissi
• Göğüs ağrısı
• Kulakta uğultu
• Konsantrasyon bozukluğu.
Tuz tüketiminin azaltılması:
• Tuzu kesmeniz veya azaltmanız, potansiyel tuz içeren gıdalardan (turşu, soda, hazır çorbalar, cipsler, füme etler, ketçap, vs.) uzak durmanız gerekmektedir.
• Günde maksimum 2 gr. tuz alımı idealdir.
Egzersiz ve yürüyüş:
• Hipertansiyon kontrol altına alındıktan sonra aktif olmaktan kaçınmamalı ve düzenli olarak yürüyüş yapılmalıdır.
• Düzenli yürüyüş yapmak hem kilo vermenize yardımcı olur, hem de kalp-damar sisteminizin güçlenmesine ve kalbi besleyen yedek damarların açılmasına yardımcı olur.
Stresle başa çıkma:
• Evinizde ve işinizde stres yapan değiştirilebilir nedenleri değiştiriniz.
• Stres azaltıcı çeşitli teknikler (yoga, meditasyon, vs...) faydalı olabilir.


« Önceki ::