Demenza - Delilik gecici, pısmanlık kalıcıdır

18/3/2009

Labirent


 

Beynimin labirentlerini

Bir fare kemirir

Sen gittiğinden beri
Soğuk duvarlara çarpar nefesim
Işıksız kaldığım odalarda

Geceleri
Evlerin hüzünlü, yosun tutmuş
Duvarları arasında yürürüm
Dile gelseler seni anlatırlar bana

Saksı saksı çiçek ektim
Sana çıkan tüm yollara
Pembe begonya, kırmızı sardunya
Tuttum kolundan
Martılar getirdim
Başının üstündeki semadan

Sarı ışık sızar pencerelerden
Siyah gölgen taşar
Küpür perdelerden
Yüzünü görmesem de ben
Seni anlatır bana nasıl olsa

Begonya
Martı ve Sardunya

Ebru Verity


17/3/2009

Gizli Dunya Imparatorlugu

Jim Marrs 'Gizli Dünya İmparatorluğu'nda, komplo teorisi denilen ve şu ana kadar bilinen tüm saçmalıkları bir araya getiriyor

'Komplo teorisi' sıkça ve değişik anlamlar yükleyerek kullandığımız kavramların başında geliyor. Farklı birçok şeyi 'komplo teorisi' adı altında toplamayı milletçe seviyoruz. Ama söz konusu basitleştirme merakı aynı zamanda birçok hatanın da nedenidir. Bu yüzden Pokemon'un Japonca 'Ben Yahudiyim' demek olduğunu ileri sürenlerle ABD'nin Ortadoğu'daki planlarına dikkat çekenleri aynı kefeye koyuyoruz. Komplo ile dünyanın ancak komplolarla anlaşılabileceğini söyleyen anlayış iki farklı şeydir. Yakın tarihi ve bugünü ABD kökenli komplolarla uğraşmaktan ibaret olan bir ülkede elmalarla armutları birbirinden ayırmak gerekiyor.
Jim Marrs'ın Truva Yayınları'ndan çıkan Gizli Dünya İmparatorluğu isimli kitabı söz konusu karışıklığı giderecek gibi görünüyor. Yazar çalışmasında 'komplo teorisi' denilen ve şu ana kadar bilinen bütün saçmalıkları daha da saçma bir plan çerçevesinde bir araya getirmiş. Kitabı okurken komploculuğun gündemdeki olaylarla ilgili yalan yanlış açıklamalar yapmaya çalışmaktan öte bir dünya görüşü olduğu iyice belirgin bir hâle geliyor. 'Komplo teorileri'ni çeşitli mistik grupların siyaseti yorumlayış biçimleri olarak algılamak gerekiyor.
Jim Marrs tam da bu tanıma uyan çok renkli bir kişilik. Belki bu yüzden tanıtımı da bir hayli renkli. Kitabın arka sayfasında "New York Times'ın çok satan yazarlarından" diye bir bilgi veriliyor. New York Times'ın bir gazete olduğu düşünülürse Marrs'ın nasıl olup da bir gazetenin en çok satan yazarı olabileceği sorusu kafa karıştırıyor. Başka bir kitabından: "JFK' filminin senaryosu hazırlanırken yararlanılmış ama asıl uzmanlık alanı UFO"lar. İnternetteki kişisel sayfası uçan dairelerle ilgili bir kliple açılıyor. Marrs'ın uzaydan gelenlerle ilgili henüz dilimize çevrilmemiş bir kitabı da bulunuyor. Uzaylılardan haber gelmediğinde Tapınak Muhafızları'nın son durumu ile ilgili bilgiler veriyor.

Uzaylılar ve devrimler
Marrs kitabının başında CFR, Bildenbergler gibi gizli örgütlerin varlığından ve bunların gücünden bahsediyor. İnsanın aklına 'Ne var bunda?' sorusu gelebilir. Bu türden örgütlenmelerin varlığı ve emperyalist politikaların belirlenmesinde bir rolleri olduğu biliniyor. Ama Marrs bir doğrudan bir histeri çıkartarak 'komplo teorileri'nin malumun abartılmasından çok daha başka bir şey olduğunu gösteriyor. Ona göre bu gizli örgütlerin amaçları bir dünya hükümeti kurmaktır. Söz konusu amacın kökeni masonluk, İlluminati gibi örgütlere dayanıyor. Günümüzdeki küreselleşme, ulusal devletlerin küresel bir yönetim için tasfiyesi ve 'Yeni Dünya Düzeni' gibi olgular aslında bu gizli örgütlerin yüzlerce yıl süren çabalarının sonucu meydana gelmiştir.
Marrs'a göre yeryüzündeki bütün devrim, savaş ve çatışmaların ardında bu örgütler bulunmaktadır. Söz konusu komplo örgütlerinin kökeni tarih boyunca faaliyet göstermiş kadim gizli örgütlere dayanıyor. Bu geleneği Doğu'da tanıştıkları İsmaililer gibi Batınî akımlardan alarak Avrupa'ya getirenler Tapınak Şövalyeleri'dir. Bu örgüt üs olarak kullandığı Süleyman Tapınağı'nda bulduğu belgeler ve kanıtlar sayesinde İsa Peygamber'in soyunun yaşadığını ve buna benzer gizli bilgileri öğrenmiştir. Örgütün gücünden ve elindeki sırlardan ürken Vatikan ise Fransız Kralı IV. Philip'in de yardımıyla Tapınak Şövalyeleri'ni yok etmeye çalışıyor. Ama Tapınak Şövalyeleri, İskoçya'ya kaçıp burada masonların arasında saklanıyor. Yine bu gelenek tarafından oluşturulan İlluminati de aynı yolu izliyor. Her ikisi de girdikleri örgütleri bir süre sonra ele geçiriyor ve Vatikan'dan intikamlarını almak için uğraşıyorlar. Fransız ve Amerikan Devrimleri masonların bu uğraşları neticesinde gerçekleşiyor. Aynı örgütler Birinci Dünya Savaşı'nda ve Ekim Devrimi'nde de büyük rol oynuyorlar. Marrs'a kül yutturmak mümkün değildir. Komünistlerin amaçlarının İlluminati ve masonluğun amaçlarıyla örtüştüğünü hemen anlıyor. Ona göre Karl Marx, İlluminati üyesidir, CFR'de Lenin'i desteklemektedir. Bu kadarla kalsa iyi. Naziler de aslında bu gizli örgütlerin planları sonucunda başa geçmişlerdir.
İş bütün bu fesat yuvalarının peşinde olduğu büyük sırrı açıklamaya geldiğinde artık Marrs'ı tutmak mümkün değildir. Bu noktadan sonra yazarın söyledikleri siyasetten çok tıbbı ilgilendiriyor. Ona göre heretik bir Musevi olan İsa söz konusu bilginin en azından bir bölümüne sahiptir. Bu bilgi Sümer mitolojisinde gizlidir. Marrs'a göre Güneş sisteminde şimdiye kadar görülmemiş bir başka gezegen daha vardır. Mayaların da bildiği bu gezegene Sümerler Nibiru, Babilliler ise Marduk demektedirler. Günümüz astronomlarının ellerindeki bütün imkânlara rağmen göremedikleri için bir şey diyemedikleri bu gezegenin sakinleri binlerce yıl önce dünya üzerindeki canlıların DNA'larıyla oynayarak insanı yaratmışlardır. Her 3600 küsur senede bir dünyaya yaklaşarak 'Nuh Tufanı' gibi büyük doğal afetlere yol açan Marduk en son marifetlerini İ.Ö. 1649'da göstermiştir. 2012 yılında Marduk tekrar dünyaya yaklaşacak ve olanlar olacaktır.
Bu müthiş bilgiyi başta Vatikan olmak üzere kurumsallaşmış dinlerin otoriteleri ile ABD de bilmekte ve bir paniğe yol açmamak için bunları gizli tutmaktadır. ABD bu 'büyük kaos'ta açıkta kalmamak için şimdiden su ve enerji kaynaklarını ele geçirerek 'Yeni Dünya Düzeni' projesini gündeme getirmiştir. Beyaz Saray'daki Evangelistlerin ve Yahudilerin ittifakı bu yüzdendir. Irak'taki müze talanının nedeni de aslında konu ile ilgili mistik belgelerin ABD tarafından toplanmak istenmesidir.

Komploculuk ve sistem
Gizli Dünya İmparatorluğu sayesinde birkaç şeyi birden anlamak mümkün hâle geliyor. Birincisi, komplo teorileri, ülkemiz basınında çokça iddia edildiği gibi bizlere ve diğer Doğulu toplumlara has şeyler değildirler. Hemen hepsi Batı'da üretiliyor ve büyük bir rağbet görüyorlar. Bizdekiler daha çok ikinci el çalışmalardır. Nitekim Marrs'ın kitabını okurken son birkaç yıldır bizde de piyasaya sürülen tuhaflıkların asıl kaynağı ortaya çıkıyor. İkincisi; komplo teorileri aslında eleştiri adı altında sistemin değişmezliğini propaganda ediyorlar. Marrs'a göre sınıf ayrımlarını bile kasıtlı olarak sürdüren gizli örgütler o kadar güçlüdürler ki sisteme muhalefet bile onlar tarafından pompalanmaktadır. Dolayısıyla sistemi değiştirmek mümkün değildir. Eğer dünya üzerinde neredeyse bütün teknolojik gelişmeler ve siyasal hareketlenmeler uzaylılarla gizli örgütlerden oluşan bir şer cephesi tarafından yönetiliyorsa, bu durumdan mağdur ve mustarip insanlara düşen şanslarına küsmektir. Zaten niye karşı çıkılsın ki? ABD emperyalist emelleri yüzünden değilde ileride oluşabilecek bir kaosu engellemek gibi ulvi bir amaçla işgallere girişiyorsa buna karşı çıkmanın mantıklı bir tarafı yoktur. Ama Marrs gibilerle tartışırken mantığa başvurmanın pratik bir yararı yok gibi görünüyor.

Haluk Hepkon


28/2/2009

Tozlu Kitap


Sararmış bir kitabın
Soluk renkli mürekkebinde
Yuzyıllardır bir aşk devam eder

İhtirasın virgüller
Kızgınlığın
Ünlemler arasına sıkıştığı
Bu tozlu kitapta
Ümitler hep noktadan sonra..

Ebru Verity

23/2/2009

Son okuduğum kitap - Tavsiye ederim

Evlendirilmek üzere Sydney'e ayak basan, 16 yaşındaki Elizabeth, kocası olacak olan adamla tanısınca korkar ve onu cok itici bulur. Çok yakında kocasının tüm vaktini geçirdiği, güçlü ve güzel metres Ruby ile inanılmaz bir yolculuğa sürüklenecektir.















31/10/2007

Ekim ayında okuduklarım





Yüreğe dokunan, anlatımı güzel ve sıcak, mutlaka okuyun. Tavsiye ederim.




"Osmanlı yönetiminde halkın temsilcileri oy çoğunluğuna sahipti. İngiliz yönetiminde halkın temsilcileri yönetimden tamamıyla dışlandı. Türkler burada üç yüz yıl kaldı, İngilizler yetmiş yedi. ... Venedik için bir kalyon olan ada şimdi bizim için bir uçak gemisi, savaş gemisi. Elimizde tutabilir miyiz? ... Kurnazca yönetmelisiniz. ... Her Yunan köylüsü kendini öyle hissetmeliydi ki Enosis ateşi devam edebilsin. Gerçeklerin desteklemediği şeyi, uydurmalara dayanan duygular başarabilirdi..."

Kıbrıs’ın Acı Limonları, yüzlerce yıl barış içinde bir arada yaşamış iki halkın nasıl karşı karşıya getirildiğini, 1950’lerin sonlarına doğru körüklenen yangının bugün hâlâ çözülemeyen Kıbrıs sorununu nasıl yarattığını gözler önüne seren gözlemlerle dolu. İskenderiye Dörtlüsü ile Avignon Beşlisi’nin usta romancısı Lawrence Durrell, 1952’den 1956’ya kadar yaşadığı cennet güzeli Kıbrıs’ın nasıl bir cehennem adasına döndüğünü anlatıyor.
** Konu ilginç olsa da, kurgusunun pek iyi olmadığını söylemeliyim.



26/9/2007

Böyle bir sevmek

ne kadinlar sevdim zaten yoktular
yagmur giyerlerdi sonbaharla bir
azicik oksasam sanki cocuktular
biraksam korkudan gozleri sislenir
ne kadinlar sevdim zaten yoktular
boyle bir sevmek gorulmemistir

hayir sanmayin ki beni unuttular
hala arasira mektuplari gelir
gercek degildiler birer umuttular
eski bir sarki belki bir siir
ne kadinlar sevdim zaten yoktular
boyle bir sevmek gorulmemistir

yalnizliklarimda elimden tuttular
uzak fisiltilari icimi urpertir
sanki gokyuzunde bir buluttular
nereye kayboldular simdi kimbilir
ne kadinlar sevdim zaten yoktular
boyle bir sevmek gorulmemistir.
 

Atilla İlhan


24/9/2007

Charles Bukowski

Alkolikler, dünyayı kafaya takmayan âşıklar ve kavgalarla dolu kitaplarıyla efsaneleşen yazar Charles Bukowski'nin Hollywood'da yıllarını geçirdiği evi, yıkılma tehlikesiyle yüz yüze. Ama hayranları Bukowski'nin hatırasını korumakta ısrarlı görünüyor.

Ekmek Arası, Kasabanın En Güzel Kızı ve Sıcak Su Müziği gibi kitaplarıyla Türkiye'de de kendine hatırı sayılır bir hayran kitlesi edinen Amerikalı yazar Charles Bukowski'nin, 1963-1972 yılları arasında yaşadığı evi yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya. En önemli kitaplarından bazılarını yazdığı Hollywood'un Doğu bölgesinde bulunan De Longpre Caddesi'ndeki 5124 numaralı evi satmaya karar veren sahibi, verdiği ilana şu notu eklemiş: "Eski evi kolaylıkla yıkıp istediğiniz gibi yeni bir bina yapabilirsiniz!" Bu ilanı görünce hemen harekete geçen Bukowski hayranları, Los Angeles Belediyesi'ne başvuruda bulunarak binanın kültürel önemi dolayısıyla korunmaya alınmasını istedi. Aralarında bugünlerde Bukowski'yi anlatan bir animasyon film için çalışan ünlü oyuncu Johnny Depp'in de bulunduğu pek çok isimden kampanyalarında faydalanmak isteyen 'Bukowskiseverler', Los Angeles Kültürel Miras Komisyonu'nun vereceği kararı bekliyor. Yılda 30 ile 50 binayı korumaya alan ve bu binaları yıkılmaktan kurtaran komisyonun kararına göre, Bukowskiseverler stratejilerini gözden geçirecekler

Kaynak SABAH gazetesi

19/9/2007

Okumaya başlayacağım kitap


Okumayı bitirdiğimde yorum yapacağım. Bu gece okumaya başlayacağım kitap Gri Ruhlar.



Gri Ruhlar
Philippe  Claudel

Çeviren: Barış Behramoğlu


Yıl 1917...
Kuzey Fransa’nın küçük bir kasabası...
Kasabanın uzağındaki siperlerde savaş hâlâ devam etmekte, mermi ve top sesleri gökyüzünde yankılanmaktadır... Ve korkunç bir cinayet işlenir...
Dondurucu kuzey rüzgârlarının estiği bir sabah, hancının 10 yaşındaki güzel kızı öldürülmüş olarak bulunur. Tüm şüpheler kasabanın yakınlarında yakalanan iki asker kaçağı üzerinde toplanır. Kasaba halkının hıncı büyüktür. Hızlı ve acımasız bir yargılama gerçekleşir.

Ve yirmi yıl sonra...
Kasabanın polis memuru olayı tekrar araştırmaya ve kayıp parçaları bir araya getirmeye başlar. Adaletin yerini bulmadığına ve delillerin yetersiz olduğuna inanmaktadır. Araştırma derinleştikçe, küçük kızın öldürülmesinin o hafta işlenen tek cinayet olmadığı ortaya çıkar...

“Bireysel ve toplumsal suçun şaşırtıcı boyutlarını gözler önüne seren
tam bir başyapıt!”
Daily Mail

“En küçük ayrıntıların, en önemsiz gözüken karakterlerin bile keskin bir etki bıraktığı, mücevher gibi bir roman... Ancak bu lanetli bir mücevher; öyle ki savaşın insanlarda yarattığı tahribat ve toplu ruh hali yüzümüze tokat gibi iniyor...”
The Independent

19/9/2007

Kitap yorumları


Geçen ay okuduğum bazı kitaplar ile ilgili yorumlarım.

Şeytan Yemini- Birbirinin benzeri cinayetler işlenmektedir. Bu cinayetlerin ortak noktaları, katillerinin öldükten sonra hayata döndürülmüş ve uzun süre komada kalmış insanlar olmasıdır. Öldürülen kişiler de, onların komaya girmesine sebep olan kişilerdir. Bir tür intikam cinayetleridir bunlar. Ancak bu kişiler gerçekten katil midir? Yoksa sadece verilen emirleri uygulayan birer piyon mudurlar? Avrupa’nın birbirinden uzak kentlerinde işlenen bu cinayetler nasıl bu denli benzerlik içermektedir? Yoksa katil tek bir kişi midir? Kendini şeytanın yerine koyan, kendini şeytan sanan biri. Belki de şeytan gerçekten yeryüzüne inmiştir.

** Son derece akıcı bir dil, dört dörtlük bir çeviri, harika bir hikaye ve kurgu. 10 puanlık bir kitap mutlaka okuyun.


Maeve Binchy, favori yazarlarımdan biri. Kitaplarının kurgusu, yarattığı karakterler ve özellikle duru olan anlatım dili çok hoşuma gidiyor. Hayatın ta Kendisi Lokantası çok güzel bir kitap. Tavsiye ederim. Konusu ise:
Maeve Binchy yine okuyucularını içine alacak bir dünya yaratıyor. O dünyada birçok dünya var aslında. Bu kez kahramanlarını Quentins adında bir lokantada topluyor. Kitap da adını bu lokantadan alıyor: "Hayatın Ta Kendisi Lokantası." Bu lokantanın işletmecileri, sahibi, müdavimleri... Ve hepsinin içinden aşk, hüzün, hayal kırıklığı ve mutluluk geçen hayatları. Binchy’nin kendine özgü, usta üslubuyla hayatlar aynı yerde kesişiyor. "Hayatın Ta Kendisi Lokantası", yazarın diğer kitaplarını okuyanlar için küçük sürprizler de barındırıyor. O romanlarda tanıştığınız bazı kahramanlara bu romanda da rastlamanız mümkün.
"Hayatın Ta Kendisi Lokantası", aşkla geç tanışan ve büyük bir hayal kırıklığı yaşayan Ella’nın hikâyesiyle başlıyor ve onun yeni bir hayata atılışıyla sona eriyor. Ama Maeve Binchy romanlarında her zaman yaptığını yapıyor, gerçek hayatı ortaya koyuyor, kahramanlarını sınırlamıyor, mümkün olduğunca çok dünyayı bize tanıtıyor. "Hayatın Ta Kendisi Lokantası", Türk okuyucusunun çok sevdiği "İtalyanca Aşk Başkadır"a en çok benzeyen romanı. Bu yüzden en az onun kadar ilgi göreceği de kesin.

« Önceki ::