
Salvador Dali 1904 yılında
Figueres’de doğdu. 20. yüzyılın en büyük resim ustalarından
biri kabul edilen Dali’nin çizime olan yatkınlığı
ve düş gücü küçük yaşlardan itibaren kendini gösterdi. Figueres
Belediyesi Sanat Okulu’nda eğitim gördüğü dönemde Miguel
Ángel, El Greco, Velázquez, Leonardo, Goyahayran olduğu
ressamların makalelerinin yer aldığı ‘Studium” dergisinde çalıştı.
1921 yılında Madrid’e taşındı. Eğitimine
1926 yılında Madrid Güzel Sanatlar Akademisi’nde devam etti.
Ancak bir süre sonra, asi kişiliği nedeniyle bu okuldan
uzaklaştırıldı. Yurtta kaldığı
dönem içerisinde pek çok ilerici projeye beraber imza atacakları
yakın dostları ozan Federico García Lorca ve sinemacı Luis Buñuel’in de
bünyesinde yer aldığı sanatçı ve yazarlardan oluşan
“27 Kuşağı”na katıldı.
İlk kişisel sergisinde Venüs ve Denizci, Babamın
Portresi, Arkadan Bir Kız gibi, Vemeer ve Kübist etkilerin
görüldüğü eserleri yer aldı. 1927 yılında Buñuel
ile ilişkisinin meyvesi olarak Endülüs Köpeği filminin
senaryosunu kaleme aldı. 30’lu yılların başında
Paris’te katılmış olduğu Sürrealist hareketten,
kısa bir süre sonra dikbaşlılığı ve
asi kişiliği nedeniyle dışlandı. Bu süre
zarfında kendisini Sürrealizm’in en büyük temsilcilerinden biri
haline getirecek olan Büyük Masturbasyoncu, Seksepal Görüntü, Hüzünlü
Oyun ve Belleğin Azmi başlıklı yapıtlara
imza attı. 1929 yılında Gala lakabıyla
tanıdığı ve o günden itibaren modeli ve hayat
arkadaşı olacak genç Rus kadın Helena Diakonova ile
tanıştı.
İkinci
Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda
bir süreliğine, Gala ile birlikte, Realist stilde büyük başarılar
elde edeceği Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşti.
Salvador Dali’nin Gizli Hayatı başlıklı
bir kitap yazdı. Sinema, tiyatro, opera ve bale için uğraştı.
40’lı yıllarda; Kızarmış Bacon ve Yumuşak
Otoportre, Ekmek Sepeti, Atomik Leda ve Portlligat’lı
Madonna gibi çok önemli yapıtla
dikkati çekerek dönemin en ünlü ressamlarından biri haline geldi.
1948 yılında yaşamak
için Avrupa’ya geri döndü. Evinde ve atölyesi Portlligat’da uzun zaman
geçirdi.
1950’lerde, 1989 yılında ölümüne dek savunduğu,
“Yansıtma ve Derinleşme Üzerine Paranoyak – Eleştiri”
metodunu geliştirdi. 50’li ve 60’lı yılarda eserlerinin
büyük bir çoğunluğunun konusunu din, tarih ve fen bilimleri
oluşturuyordu. Yapıtlarının büyük bir bölümü büyük
boyutluydu. Bu yıllar içerisinde Cristo de San Juan de la Cruz,
Galatea de Las Esferas, Corpus Hipercubicus, Amerika’nın Kristof
Kolomb Tarafından Keşfi ve Son Yemek gibi çok tanınan
yapıtlarını verdi. 60’lı yıllarda Los Angeles
(1964), New York Modern Sanatlar Müzesi (1966), Rótterdam (1974),
Dalí Cleveland Müzesi (1971), París George Pompidou Merkezi (1979),
Londra Tate Gallery (1980), Madrit Çağdaş Sanatlar İspanyol
Müzesi (1983), Barselona Pedralbes Sarayı (1983) gibi büyük sanat
merkezlerinde Dali’nin geniş çaplı antolojik sergileri yer
aldı.
70’lerde ise Salvador
Dali’nin kurduğu ve açılışını
yaptığı, Figueres’de bulunan Teatro-Museo Dalí’de içlerinde ilk sürrealist
eserlerinden, hayatının son yıllarına kadar
gerçekleştirdiği diğer yapıtlara uzanan, çoğunun
sergilendiği bir koleksiyon yer almaktadır.
Uzun bir süre Portlligat’da
yaşadıktan sonra eşi Gala’nın ölümünün ardından,
yaşamının bir bölümünü Pubol
Kalesi’nde geçirdi. Hayatının geri kalan kısmını
ise gömülmek istediği ve Teatro-Museo Dali’ye yakın olan
Galatea de Figueres Kulesi’nde sürdürdü. Ölümünün ardından tüm
varlığını ve koleksiyonunu İspanya Devleti’ne
bıraktı.
Kaynak : Internet