Demenza - Delilik gecici, pısmanlık kalıcıdır

13/3/2009

Tembellik hakkı



Her Cumartesi yaptığımız gibi, ekiple bir araya gelerek tembellik hakkımızı kullandık. Bizim evde toplanıp, Al Pacino'nun Insomnia filmini izledik. Al Pacino'nun rol yapmaktan çok olayı gerçekte yaşarcasına sergilemesi, filmin konusuna konsantre olmamıza engel oldu. Gecenin ilerleyen saatlerinde, Türk sinemasında son yıllarda meydana getirilmiş başarılı yapıtların hangileri olduğu konuşulmaya çoktan başlanmıştı ve juri oy birliği ile son yılların en iyi yönetmeninin Çağan Irmak olduğuna karar verdi. Aleyna kucağındaki patlamış mısır tabağını sehpanın üzerine bırakırken, Çağan Irmak'ın ne kadar çekici olduğunu eklemeyi de unutmadı.
Aleyna şehrin önde gelen restaurantlarından birinde şef aşçı. 33 yaşında ve bekar. Yemek pişirmekten çok yemek yemeyi hayat tarzı olarak benimsemiş biri. Hangi Fransız şarabının hangi yemekle gideceğini çok iyi bilse de, kebap tutkusundan asla vazgeçmeyecek kadar Türk mutfağına sadık. Kilo sorunu olmaması bir yana, kilo aldığında mutlu olan bir kadın. Önümüzdeki hafta tatil için İzlanda'ya gidecek.

Aleyna Çağan Irmak'ın yakışıklılığını dile getirirken, ekibin genç tarih bilimcisi Cem gözlerini devirerek, dönem filmlerinde başarılı olamamızın sebeplerini açıklamaya çoktan başlamıştı bile. Fransız kız arkadaşı ise yarım yamalak Türkçesi ile bizlerin bir yönetmen, bir aktör ve bir film üzerine yaptığı bu hararetli tartışmayı anlamasa da, ne kadar gerekli olduğunu sorgular gibi boş gözlerle tek tek hepimizin yüzüne bakıyor ve anlamsız anlamsız gülümsüyordu. Avrupalı olmanın genlerine yerleştirdiği nezaketten kaynaklanıyor olsa gerek.
Cem kız arkadaşı ile gecenin ilerleyen saatlerine yakışır şekilde flört etmeye başlayınca, evlilik takıntısı olan Aleyna, gecenin sonuna geldiğimizi işaret ederek, etraftaki dağınıklığı ertesi günün Pazar olmasından dolayı tek başıma yüklenebileceğimi ifade ederek geceyi sona erdirdi.
Sevgilimin iş gezisi yüzünden evde olmaması yüzünden soğuk yatağa girmenin dayanılmaz rahatsız edici duygusu ile boğuşarak, yatak odama girdiğimde, duvarda asılı olan eyfel kulesi şeklindeki duvar saati ikiyi gösteriyordu.

6/3/2009

Batıl İnançların tarihçesi

Neden "Çok Yaşa.."deriz? Yatağın solundan kalkarsak veya aynamızı kırarsak uğursuzluk olur mu? Merdivenin altından geçmek ya da önümüzden kara kedi geçmesi başımıza neler getirir? Ya evin içinde şemsiye açarsanız? Bugün inandığımız batıl inançlarımız aslında binlerce yıl öncesinden geliyor.,

İnsanoğlu üstün zekası ile ulaşmış olduğu uygarlık düzeyine rağmen, uzun geçmişinden gelen sayısız izi de beraberinde taşıyor. Bilinmeyenin varlığına inanmak istemezken, her konuda batıl inançlardan da vazgeçemiyor, hem inanıyor, inandığına utanırken de mazeret arıyor. Yoksa, uzay çağı teknolojisine ulaşmanın getirdiği şımarıklıktan mı? Öyle veya böyle, neyse diyelim ve gelin çokbilmişlerin de nedenlerini bilemediği, herkesin her gün içiçe yaşadığı çok sıradan ama yüzlerce yıldır varolan batıl inançların ne anlama geldiğini veya nereden kaynaklandığı arayalım. Sözlük anlamında batıl inanç yersiz, boş, doğru olmayan, gerçekle uyuşmayan inanç, hurafe olarak tanımlanmakta. Ama bu açıklama günlük yaşamımızın bir parçası olan batıl inançlarımızın nereden kaynaklandıklarını bize açıklamıyor. Oysa, tüm batıl inançların ardında bir olay, bir düşünce biçimi veya bir başka gerçek yatıyor. Bakın, nerelerden nerelere gelinmiş...

ÇOK YAŞA
"Çok yaşa", "İyi ve uzun yaşa", "Sağlıklı yaşa","God bless you", "Gesundheit" ve diğerleri... Dünyanın her yerinde hapşıran insana söylenen bazı sözcükler. Eski insanlar nefesin veya soluğun ruh olduğuna veya yaşamın özü olduğuna inanırlardı. Tanrı insanı yarattığında soluğunu insanlara üflemişti ve o soluk bedende bulunduğu sürece yaşam sürüyordu. Bu inancın doğrultusunda hapşırınca nefesin durması veya o kasılma hareketinin sonucunda soluğun dışarıya kaçıp gideceğinden korkuluyordu. Bir başka Roma kaynağında ise hapşırma sırasında beyinde oluşan vakumun, içeriye kötü ruhların girmesine neden olacağına veya fırsat vereceğine inanıldığına raslanıyor. Roma´da hapşırmadan çok korkulur ve salgın hastalıkların ortaya çıkacağı düşünülürdü. Daha sonralarda Papa Büyük Gregory döneminde Roma´yı kasıp kavuran veba salgını sayısız insanın canına maloldu ve Papa Gregory ilk kez hapşıran insanlara karşı "God bless you/ Tanrı sizi kutsasın" sözcüğünü kullandı. Sonrası malum..

YATAGIN HANGİ TARAFI
Hemen her kültürde ve ülkede yatağın sağ tarafında yatmanın veya sabah kalkmanın hayırlı olacağına ve o günün şanslı olacağına inanılır. Sağdan kalkılmalı ve sağ ayakla yere basılmalıdır yani ilk adım sağ ayakla atılmalıdır. Bir yere girerken sağ ayakla adım atılarak girmek iyidir, uçağa binerken de... Hatta yanlışlıkla sol ayakla girilmişse geri dönerek, sağ ayakla tekrar girilir. Neden ? Yine Roma´dayız, Roma mitolojisinde ve halk arasındaki kült inançlarında sol tarafın Satanik yani kötü olduğu inancı vardı. Roma vatandaşları evlerine muhakkak sağ ayaklarıyla adım atarak girerlerdi. İlginçtir işleri, sağlığı uzun zaman iyi giden insanlar, zor durumda olan evlere davet edilirler ve sağ ayaklarıyla içeri girmeleri istenirdi, böylece kaçan iyilik ve şans geri gelecekti. Eski ve yeni İngilizcedeki "Sinister: uğursuz,meşum,şeytani" kelimesi latincedeki "sol taraf" sözcüğünden türetildi ve solun uğursuzluğu güncel dilde de yer aldı.

28/2/2009

Seçimlerimiz

Sekiz çocuğundan üçü sağır, ikisi kör, biri zeka özürlü ve kadının kendisi frengili...
Kadın hamile, kürtaj olmasını önerir misiniz?



Dünya liderini seçme zamanı ve sizin oyunuzun önemi çok büyük. İşte adayların özellikleri:
Aday A: Bir takım kötü politikacılarla işbirliği halinde, astrolojistlere danışıyor. İki metresi var. Bir sigara yakıp diğerini söndürüyor ve günde 8 ila 10 martini içiyor.

Aday B: İki kez işten kovulmuş, öğleye kadar uyuyor, üniversitedeyken uyuşturucu kullanmış ve her akşam neredeyse yarım şişe whisky deviriyor.

Aday C: Bir savaş kahramanı, vejetaryen, sigara içmiyor, çok nadiren bira içer ve evlilik dışı hiçbir ilişkisi olmamış.

Hangi adayı seçerdiniz?





 Önce karar verin sonra aşağıdaki cevaplara bakın.
Aday A : Franklin Roosevelt
Aday B : Winston Churchill
Aday C : Adolf Hitler

Ve birinci sorunun cevabı: Eğer cevabınız evet ise, Beethoven'in yaşamasına izin vermediniz!

23/2/2009

DETAYLA BOĞUŞURKEN ÖZÜ KAÇIRMAYALIM

HANGİSİ ???

Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir.
Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar .

Juan: 'Yalnızca kum', diye yanıt verince

polis: - Aç bakalım çantaları, der.

Juan çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine rağmen kumdan başka birşey bulamaz çantada !
Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür tahlilden geçirtir ancak saf kumdan başka birşey yoktur !

Polis, çantalarını Juan'a geri verir ve sınırdan geçmesine izin verir.

Ertesi gün Juan Motosikletinin arkasında iki büyük çantayla tekrar sınırda belirir. Polis Juan'ı
gene durdurur, didik didik arar, birşey bulamaz ve Juan'ı serbest bırakmak zorunda kalır.

Bu olay, polis emekli olana dek yıllarca devam eder !
Bir gün emekli polis Meksika'da bir barda otururken Juan'ın içeri girdiğini görür ve derhal yakasına yapışır;

-Senin yıllardır birşeyler kaçırdığından eminim. Çıldıracağım, geceleri uyku uyuyamıyordum senin yüzünden. Lütfen anlat bana ne kaçırdığını. Aramızda kalacağına emin olabilirsin.

Juan gülümseyerek yanıtlar:
'Motosiklet'



13/10/2007

Emin Çölaşan

Bu kitap alınır ve bayıla bayıla okunur. Hatta bence İletişim fakültelerinde Medya nın dünü ve bugünü diye bir ders konup, ders kitabı olarak da işlenebilir

Hürriyet Gazetesinde çalıştığı dönemde hükümet aleyhine yazmaması konusundaki telkinlere de değinen Çölaşan, Özkök’ün kendisine ‘’ Senin yüzünden intihar edeceğim. Ya silahla, ya da bizim binanın 11. Katından atlayacağım’’ dediğini anlattı. Çölaşan ise Özkök’e ‘’En acısız intihar gazla olanıymış. Bence burnunu hortuma daya ‘’ cevabını verdi. Çölaşan, Aydın Doğan’ın memleketi Kelkit ile ilgili bir yazısının da kovulmasında etkili olduğunu yazdı. Çölaşan’ın 210 sayfalık kitabındaki bazı ilginç bölümler şöyle:

BEKİR’İ İPLEMİYORLAR: Ertuğrul Özkök hep arkadan vuruyordu. Bana dokunduran köşe yazıları yazıyordu. Hükümet aleyhinde yazmamamı istiyor ‘Beni çarmıha germe’ diyordu. Beni kimin şikayet ettiğini sorup Tayyip mi dedim. ‘Yorum yok’ cevabını verdi. Peki Bekir Coşkun’u da şikayet ediyor muydu hükümet. Özkök ‘O mizah uslubu ile yazdığı için kimse iplemiyor’ dedi. TRT’yi dolandırdığı Yargıtay kararı ile sabit olan Mehmet Ali Birant aleyhinde de yazmamam isteniyordu.

BEN CAMBAZIM: Ertuğrul bir gün bana ‘Ben gazeteci değilim, cambazım ve jonglörüm’ dedi. Hürriyet’i yönetmek için cambazlık yaptığını, beş topu havaya atıp tutarak jonglörlük yaptığını anlatıp şunları söyledi: ‘Ben rüzgarın karşısında kavak ağacı gibiyim. Rüzgar nereden eserse o yöne eğilirim. Patronla uğraşıyorum, kızıyla damadıyla uğraşıyorum. Yediğim fırçaların haddi hesabı yok. Hangisine dert anlatacağımı şaşırıyorum. Hükümeti az yaz. Hiç merak etme biz bu iktidarla er veya geç papaz olacağız. Zamanı gelecek. Biz onlara dünyaya dar edeceğiz. Kimse merak etmesin.’

FETHULLAH VE PERİNÇEK: Bir gün de Aydınlık Dergisinden alıntı yapıp yazımda kullanmıştım. Önce Özkök arayıp uyardı. Sonra Aydın Doğan (O topal’ın dergisinden yazmışsın) dedi.

Topal kim? diye sordum. Doğu Perinçek dedi.

12 Kasım 2004 günü Fethullah Gülen’le ilgili bir yazı yazmıştım. Ertuğrul aradı ‘Gözünü seveyim Fethullah Gülen’le, Zaman Gazetesi ile ilgili bir şey yazma’ dedi.

Biz Zaman’ın dağıtımını yapıyormuşuz. Her gün 500 bin gazetenin parasını alıyormuşuz. Özkök, ‘Herifleri ürkütüp kaçırırsak Sabah’ın dağıtım şirketiyle anlaşırlar. Çok para kaybederiz’ dedi. Sonra zaten Zaman gazetesini ziyaret edip övgüler düzdü. Kendisine orada yakası kapalı özel Fethullah hoca gömleği armağan ettiler. Pek mutlu olmuştu.

YOLSUZLUK DOSYASI : TMSF Demirel ailesine ait Göltaş’a el koymuştu. TMSF’nin bazı çalışanları Göltaş’ın paralarını özel harcamalarında kullanıyordu. Bu belgeli haberi ekonomi muhabirimiz Çiğdem Toker yazacak, ben de bu konuda yazı yazacaktım. Haberi yazıp geçtik. Ertuğrul Özkök, Ankara’ya geldi. Belgelerin düzmece olabileceğini söyledi. ‘Ben bu dosyayı İstanbul’da bizim muhasebe servisine bir göstereyim de onlar incelesin’ demesin mi? Dosyayı vermek istemedim ama geri göndereceğini söyleyince verdim. Fakat, o dosya bir daha geri gelmedi. Haber de çıkmadı.

EMİNE HANIM: 13 Ekim 2005 günü hastayım, evde yatıyorum. Ertuğrul aradı. Ertesi günkü yazımı hatırlatıp, ‘Tayyip Bey’in Alman Başbakanına verdiği iftarla alay etmişsin. Oysa ne güzel bir şey yaptı. sen artık Erbakan çizgisine geldin.’ dedi.

Herhalde şaka yapıyordu. Sonra devam etti. Ayrıca ‘Emine Erdoğan’a bulaşmışsın. Patronla da kavga ediyorsun. O seni Ankara’da uyarmıştı. Hükümet’i eleştirmeni istemiyor. Haftada bir eleştir kardeşim. Araya başka şeyler koy. Kuş gribini yaz mesela. Belediyelerdeki ufak tefek yolsuzlukları yaz. İş kopma noktasına geliyor haberin olsun.’

Bu sözler üzerine Özkök’e ‘Ne demek yani? Kimi tehdit ediyorsun! Kovarsanız kovun’ dedim.

VOTKA, ŞARAP MUHABBETİ : Bir gün öğlen saat 12.00’de Ertuğrul’un Shareton Oteli’nde kaldığı kral dairesine gittim. Hayatımda ilk kez kral dairesi görüyordum. ‘Seninle ne yapacağız’ diye söze başladı. Ve şunları söyledi: “Arkadaş ben Aydın Bey dönemine kadar parasız biriydim. İyi bir şarap alacak param bile yoktu. Aydın Bey bizi ihya etmedi mi, refaha kavuşturmadı mı? Bizi bu AKP döneminde çok sıkıyorlar. Lütfen biraz yardımcı ol. Sonra Ankara’da Tirilye Restoran’da Özkök’le yemek yedik. Restoran sahibi masaya 15 çeşit şarap getirdi. Ertuğrul bunların hiçbirini beğenmeyip şoförünü çağırdı. Arabasının arkasından başka bir marka şarap getirtip onu içti. Bu yemekte de yumuşak yazmamı istedi ve ‘Rahat edelim keyfimize bakalım. Sana İstanbul’dan çok güzel şaraplar göndereyim. Sen votka seversin. Çok güzel votkalar göndereyim’ dedi.

BENİ DE KOVACAKTI: Özkök bu yemekte yazılarımda gazeteden de bahsetmemi isteyip şöyle dedi: ‘’Patronu öv. Duygusal adamdır. Hoşuna gider. Ben patronla aranızda kalmaktan sıkıldım. Sinir sistemim bozuldu. Dün gece senin yüzünden yine şarap içmeye başladım. Patron bana da sık sık küser ama ben aldırış etmem. Bir seferinde bana iki ay küstü. Bazen kovmaya kalkıştı. Hatta benim yerime Seçkin Türesay’ı, Güneri Civaoğlu’nu getirmeye kalktı. Ama ben hep esnek davrandım, gönlünü almayı bildim ve işi bitirdim. Ne olur hükümetle iktidarla ilgili bir şey yazma. Bu POAŞ olayında anamızı ( …)

İNTİHAR EDECEĞİM: 8 Şubat 2007 günü Akşam Gazetesi benimle ilgili manşet atmış Hükümet aleyhine yazı yazmamam konusunda uyarıldığım belirtiliyor. Ertuğrul saat 11.00’de gazeteden aradı. ‘Vallahi billahi senin yüzünden intihar edeceğim. Silahla mı edeyim, kendimi gazetenin 11’nci katından mı atayım’ bilemiyorum. Ben de kendisine ‘İkisi de olmaz. İlle de intihar edeceksen eşin senin elini ayağını güzelce bağlasın. Hava gazı borusunu burnuna dayasın. En kolay öyle oluyormuş.’ cevabını verdim.



Haber 7

8/10/2007

Akıl Okulu


Bir gün ülkenin küçük kasabalarindan olan Yitan'da söyle bir haber yayilmis:
- Güzel baskentimizde bir Akil Okulu varmis. Her kim o okula giderse orada akil ögretiliyormus. Herkes bu haberi saskinlikla birbirine anlatiyormus. Kasabanin en zenginlerinden olan bir adam da bu haberi duyunca kahkahalarla gülmeye baslamis:- Efendim, hayatimda hiç bu kadar komik bir sey duymamistim. Bir insan akilliysa akillidir. Sonradan akil kazanilir mi hiç? Olacak sey midir? Duyulmus mudur? Görülmüs müdür?Bu adam çok zengin oldugu için çocuklarinin hiçbirisini okutmamis. Öyle çok parasi varmis ki, istese kasabanin tamamini satin alabilirmis. Fakat çocuklarina devamli söyle diyormus:- Sükürler olsun çok paramiz var. Yine de paramiza para katmaliyiz. Ne kadar çok kazanirsak o kadar güçlü oluruz.Çocuklarindan biri ise, babasinin bu düsüncesine katilmiyormus. Devamli:- Babacigim, okumak gibisi var midir? diyormus. Bak ne çok paramiz var. Ama bu parayla bilgi satin alamayiz. Buna kimsenin de gücü yetmez. Neden okumayi kötü görüyorsun? Adam, çocugunun bu sözlerini günlerce, gecelerce düsünmüs durmus. Sabahlara kadar sayiklar olmus: 'Akil okulu? Akil okulu?' Bir sabah dayanamamis ve kararini vermis:- Böyle olmayacak. Su Akil Okulu neymis gidip görecegim.Adam yolculuk için hazirlanmis. Atina binmis ve yola koyulmus.

Günler geçmis. Geceler geçmis. Memleketinden ayrilali tam otuziki gün olmus. Günün birinde, yolda agir agir yürüyen bir ihtiyara rastlamis. ?htiyarin gözleri görmüyormus. Adam bu ihtiyarin haline acimis. Yanina yaklasarak:- Ey yolcu, nereye gidiyorsun? diye sormus.?htiyar da baskente gitmek istedigini söylemis. Bunun üzerine adam atindan inmis ve ihtiyari atina bindirmis:- Ben de baskente gidiyorum. demis. Bir günlük yolum kaldi. Birlikte konusa konusa gideriz. ?htiyar atin üzerinde, adam yaya yolculuklarina devam etmisler. Sehre vardiklari zaman adam ihtiyara:- ?ste baskente geldik, demis. Burada inebilirsin. Fakat ihtiyar, adama sunlari söylemis:- Madem bir iyilik yaptin, bunun gerisini de getir. Beni sehrin meydanina kadar götür. Ondan sonra var git nereye gideceksen.Adam hiç karsi çikmamis ve tamam demis. Bes-on dakika sonra sehrin meydanina gelmisler. Tam bu sirada ihtiyar bagirmaya baslamis:- ?mdat!.. Yardim edin. Bu adam atimi çalmak istiyor. Bu garibana yardim elini uzatacak yok mu? ?mdat!..Meydandaki insanlar kosa kosa gelmisler onlarin yanina. ?htiyar kör oldugu için ona acimislar ve adami suçlamislar:- Utanmiyor musun bu yasta hirsizlik yapmaya! Hem de kör bir adamin atini çalmaya çalisiyorsun. Adam haykiriyormus: - Hayir yalan söylüyor. Bu at benim. Onu yoldan ben aldim. ?htiyardir, yorulmasin, bir iyilik yapmis olayim, dedim. Bu at benim. Ben hayatimda hirsizlik yapmadim. O yalancidir.

Fakat gel gelelim insanlar adami dinlememisler. Ati, kör ihtiyari ve adami dogruca sehrin hakimine götürmüsler. Hakim önce kör ihtiyari, sonra adami dinlemis. Ardindan da söyle demis:- Bana bir baytar, bir nalbant, bir de saraç çagirin. Hemen gelsinler. Bekliyoruz.Adam bu üç kisinin neden çagrildigini bir türlü anlayamamis. Kimseye de soramamis. Mecburen çagrilanlarin gelmesini beklemis. Kisa bir zaman sonra da hep beraber gelmisler. Hakim gelenleri tek tek huzuruna kabul etmis. Önce baytar alinmis odaya. Hakim ona sormus:- Ata bak. Bu at hangi memlekete aittir? Baytar söyle karsilik vermis:- Çok fazla incelemeye gerek yok. Bu at bu sehirden alinmamis. Yitan yöresine ait bir attir.Adam kendi memleketinin ismini duyunca hayretler içinde kalmis. Bu sefer de hakim nalbanti çagirmis ve ona:- Sen de bu atin nerede nallandigina bak, demis. Nalbant biraz inceledikten sonra sunlari söylemis:- Bu at burada nallanmamis. Yitan yöresinde atlar böyle nallanir. Bizimkine benzemez.Adam yine sasirmis. Kendi kendine, 'Nasil bilebilirler?' diye sorup duruyormus. Hakim son olarak saraca:- Bu atin kosumlarini incele, demis. Nasil eyerlenmis? Saraç hiç beklemeden cevap vermis:- Efendim, ilk bakista bizim yöremize ait olmadigi anlasiliyor. Yitan yöresinin kosum seklidir.Hakim cevaplari aldiktan sonra atin sahibine dönerek:- Evet, sen dogru söylüyordun, demis. Bu at senin. Artik atini alip gidebilirsin. ?htiyara da gereken ceza verilecektir. Hiç meraklanma. Fakat adam dayanamayarak hakime sormus:- Siz böyle bir sey yapmayi nasil düsündünüz? Bu adamlar, bu atin Yitan yöresine ait oldugunu nereden anladilar? Lütfen bana söyler misiniz bütün bunlar nasil olabiliyor?Hakim adamin sorusuna gülerek cevap vermis:- Ben ve bu gördügün herkes, bu sehirdeki Akil Okulunu bitirdik. Her seyi o okulda ögrendik. Orada dogrunun nerede ve nasil bulunacagi ögretilir.Adam böylece Akil Okulunun ne anlama geldigini yasayarak ögrenmis. Heyecanla memleketi olan Yitan'a dönmüs. Bütün olanlari ailesine ve arkadaslarina anlatmis. Sonra da bütün çocuklarini bu Akil Okuluna göndermis. Anlamis ki, herkeste akil var, ama onu kullanabilmek için egitim gerekiyor.


4/10/2007

Eğer




'EĞER' değil, 'ÇÜNKÜ' değil, 'RAĞMEN' sevin
Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış bu yazıyı. “Dünyada sevilmek istemeyen
kişi yok gibidir diye başlıyor. Ama sevgi nedir?, nerede bulunur?, biliyor muyuz?”
diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor... Sevgi üç türlüdür.
Birincinin adı 'Eğer' türü sevgi. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek
sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor: eğer iyi olursan baban,
annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim.
Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.
Toyotome en çok rastlanan sevgi türü budur diyor. Karşılık bekleyen sevgi.
Yazara göre evliliklerin pek çoğu 'Eğer' türü sevgi üzerine kurulduğu için
çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil,
hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar.
İkinci tür: 'Çünkü' türü sevgi...
Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu,
bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi,
sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek mi? Seni seviyorum.
Çünkü çok güzelsin (Yakışıklısın). Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler,
o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. Seni seviyorum.
Çünkü bana o kadar güven veriyorsun. Seni seviyorum.
Biri dışa gösterdikleri öteki yalnızca kendilerinin bildiği. İnsanlar sandıkları kişi
olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse korkusu buradan doğar.
İkincisi de ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa endişesidir.
Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla
parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişana bozup onu terk etmiş.
Daha acısı ayni kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler,
artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli
üstüne kurulmuş olduğundan bir günde ölmüş. Güzellik kalmayınca sevgi de
kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş...
Japon yazar toplumlardaki sevgilerin çoğu 'Çünkü' türündendir ve bu tür sevgi,
kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür diyor.
Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne? Ve işte sevgilerin en gerçeği:
Üçüncü tür sevgi: 'Rağmen' ...
Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için?
Eğer türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp
böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için Çünkü türü sevgi de değil.
Bu üçüncü tür sevgide, insan Bir şey olduğu için değil, Bir şey olmasına rağmen
sevilir. Esmeralda, Quasimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına
Rağmen sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene
olmasına rağmen tapar. Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir.
Bunlara rağmen sevilebilir.
***

Her şeye rağmen sevmek... sevilmek ya da...
Gerçekten de güzel ve özel... “Çünkü”ye ve “Eğer”e gerek kalmadan




21/9/2007

Değişim iyidir

Bir sabah uyandığınızda, yaşamınızın değişmesi gerektiğine inanırsanız, o zaman yapabileceklarinizden ilki, bu değişimi nasıl yaratmaya başlayacağınızdır. Bu değişim yaşamınızı gözden geçirdiğiniz ve sınırları zorlayan kararlılığınızdan kaynaklanmaktadır..

Öyleyse başlayın :

1-) Mutlaka erken uyanın ve her sabah bunu alışkanlık haline getirin
2-) İşinize gitmeden önce, evde veya açık havada 30 dk bir yürüyüş yapın
3-) Mutlaka sağlıklı besinlerle dolu kahvaltı alışkanlığı edinmeye çalışın
4-)Bol su içmeyi benimseyin. Taze meyveleri yanınızdan ayırmayın
5-)Bitki çaylarını kahve ve çayla değiştirin Kafeinsiz bir fincan kahve nadiren olur
6-)Bakımınızı kendiniz ve çevreniz için ihmal etmeyin .Doğal malzemeler kullanın
7-)En fazla 6 ayda bir, doktor kontrolllerini ihmal etmeyin. Sağlık önemlidir
8-) Ayda en az 1 kitap okumaya zaman ayırın ve kitabın içeriğini paylaşın
9-)Bir hobiniz olsun. Sosyal iletişimi kuvvetlendirir veya dinlenmenizi sağlar
10-)Ayda 1 mutlaka sinema,Tiyatro,kültür sanat faaliyetlerinden yararlanın
11-)Kişisel gelişim dersleri,semineleri takip edin ve en az 6 ayda bir katılın
12-)Dini inançlarınız doğrultusunda, en az bir veya bir kaç manevi ziyaret yapın
13-)Dünyanın güzel yerlerini görmeye aday olun. Dünyaya bir kere geliyorsunuz
14-) İnsan veya canlılara yardım edin.Onların ihtiyaçlarına katkıda bulunun
15-)Doğaya önem verin Doğayı hissedin ve onunla kucaklaşın
16-) Akşam yemeklerini hafif yemekle geçiştirin. Sigara ve alkolü azaltın
17-)Günde bir kişiye mutlaka seni seviyorum deyin.Bazılarınıza zor gelse bile söyleyin
18-)Paylaşma duygusunu, vicdan olgusunu,Empati değerlerini daima taşıyın
19-)Birine öfke duyduysanız,derin nefes alıp içiniden 10 a kadar sayıp öyle konuşun
20-)Karşınızdakine kızgın veya kırgınsanız,mutlaka söyleyinTartışmanız gerekmez
21-) Evrensel bakış açısını kazanın.Hümanist ve hoşgörülü olmayı deneyin
22-)Eşinize,sevgilinize arada bir not yazın.Hediye alın veya yemek yapın
23-) Aşırı dürüstlük diye,sır saklamamazlık etmeyin. Ailenizdeki olayları aktarmayın
24-)Sevmediğiniz kişilerle bir arada bulunamamaya gayret edin Ya da sevmeye.
25-)Aşık olmuşsanız korkmadan söyleyin.İhanet etmeyin.Yalan söylemeyin
26-)Eğer aldatılmışsanız,erdemli olun Tartışmak sizin ince düşüncelerinizi yok eder
27-)İntikam duyguları beslemeyin.En büyük yanıt kendi içinizde .Değermi?
28-)Emin olmadığınız kişiler hakkında yargıda bulunmayın.Yargılanabilirsiniz
29-)İnsanları ezmek ve üstün olmak adına asla eylemler yapmayın.Karşılık vermeyin
30-)Değişim sizde başlar ve siz değişirseniz dünya değişir. Niye şimdi başlamıyorsunuz?

Yukarıda yazdığım değişim önerileri, her insanın kendine bulacağı birşeyler olabilir. Veya bugün yarın diye ertelediğiniz eylemlerinizi gerçekleştirebilir. Ya da hiçbirine gerek duymazsınız ..Eğer siz zaten bir kaç maddeye uyuyorsanız ..Çoktan değişime başlamışsınız..
Özgüven içinde mutlu ve huzurlu yaşam için önce, sakin ve dingin bir zihine sahip olmanız gerekir.
Mali olanaklarınız ve diğer istekleriniz dahi,sizin değişimizle gerçekleşir..

En önemlisi olumlu düşünün ve evrenin size vereceklerine kucak açın.


Yasemin Güner


Yasemin hanımın yazısı hayat dolu.Hoşuma gitti. Kendimi gözden geçirdim de, su içmeyi alışkanlık haline yeni getirdim. Kahve içmeye devam arada bir yeşil çay, tavsiye ederim. Ülke gezmeyi ben de istiyorum bütçe elversin diye beklersek çok bekleriz biliyorum :)). Kitap ayda 2 bazen 3 ü buluyor. Yürüyüş haftada 3 kez 1 er saatten yapılıyor. Karşılık kolay kolay vermem, çünkü kendimi karşılık vermek zorunda kalacağım durumlarda bırakmam. Vee şu lafı çok seviyorum : Çevrenizi değiştiremiyorsanız kendinizi değiştirmeye başlayın.


18/7/2007

Sus Birikintisi



Zaman akıp gidiyor....
Ne kadar uğraşırsan uğraş, çamurlu yollar paçalara beladır. Zamansa her zaman duru bir su gibi ırıldamıyor kulaklarında. Kimi zaman burnuna dşen ılık bir yağmur damlas gibi umulmadık anlar veriyor sana; yapılacak güzel bir şeyler mutlaka bulasın diye.. Erken biten bir randevu, çabuk halledilen resmi işler ya da iptal edilen bir yemek. Yapılacak güzel bir şeyler mutlaka olmalı. Mesela sadece otuz saniyeliğine bir ağaca yaslanabilmelisin. Kolun olsun senin bırak, bırak önün kapasın, göreme ilerleyen kaldırımı. Önce sen yadırgama yaptını.
Zaman akıp gidiyor...
Belki cüzdanına sıkşmş bir yirmilik, belki cebinde unuttuğun para üstü.. Alınacak güzel bir şeyler mutlaka olmalı. Mavi bir fulara ne dersin, peki yudumluk bir cep kitabı.. Pembe bir oje alabilirsin mesela ya da iş olsun diye sokaktan geçen bir çingenenin gri beyaz kaıt torbasının altına iliştirebilirsin belki kimseye belli etmeden.. Dur bakayım, kük bir demet çiçek yollayabilirsin annene, belki de alır vazona koyarsın bir fincan kahve manzarası..
Zaman akıp gidiyor...
Bir kaıt geçebilir eline.. Yazılmaya adanmş, itinayla beyaza bulanmş bir kaıt.. Belki çocuklar gibi boyayabilirsin onu; çiçek, ağaç ne bileyim dağlar çizebilirsin ona.. Ya da şekil kaygından arınıp ne renk istersen o renk boyarsın hatta belki rengarenk.. Sonra buzdolabına asarsın onu, günün ilk lokması için uzandında kapısına mutlu olmak için mesela. Belki, belki bir şeyler yazabilirsin ona. Bo bir kaıt her an mektup olabilir, boş bir kaıt çok yerinde bir seçimdir anlatmak için.. Sevdiğini söyleyemeyenlere “özledim” kolay gelir, mesela seni özledim yazabilirsin.. Ya da güzel bir Cemal Süreya şiiri yazıp, ne bileyim minibüste yanında oturan kişiye verebilirsin. Gülümsemek için.
Zaman akıp gidiyor...
İçinde kük bir boşluk görebilirsin.. Anlık yalnızlıklara gebe. Öyle durup dururken, hayatında hiç olmamş bir kişiyi dşleyebilirsin. O boşluktan bir insan yapabilirsin. Ya da özleyebilirsin çiçekli bir nevresim takımını. Sadece bir boşluktan, güzel bir bahçe yapabilirsin kendine, içinde gezinmek yatarken dşlemek için. Ya da kük bir kuş koyarsın o boşluğa kulaının sese acıktı anlarda sana cıvıldaması için.
Zaman akıp gidiyor...
İçinin doluluğu, içim içime sığmıyor dedirtmez her zaman ya.. Tutup kendine yer açabilirsin. Bir iki eski anı, kırgınlından bir avuç, sırtlayıp kederli günlerini; tutup, kendine yer açabilirsin...


Serda Kranda


« Önceki ::