Bu kitap alınır ve bayıla bayıla okunur. Hatta bence İletişim fakültelerinde Medya nın dünü ve bugünü diye bir ders konup, ders kitabı olarak da işlenebilir
Hürriyet Gazetesinde
çalıştığı dönemde hükümet aleyhine yazmaması konusundaki telkinlere de
değinen Çölaşan, Özkök’ün kendisine ‘’ Senin yüzünden intihar edeceğim.
Ya silahla, ya da bizim binanın 11. Katından atlayacağım’’ dediğini
anlattı. Çölaşan ise Özkök’e ‘’En acısız intihar gazla olanıymış. Bence
burnunu hortuma daya ‘’ cevabını verdi. Çölaşan, Aydın Doğan’ın
memleketi Kelkit ile ilgili bir yazısının da kovulmasında etkili
olduğunu yazdı. Çölaşan’ın 210 sayfalık kitabındaki bazı ilginç
bölümler şöyle:
BEKİR’İ İPLEMİYORLAR: Ertuğrul
Özkök hep arkadan vuruyordu. Bana dokunduran köşe yazıları yazıyordu.
Hükümet aleyhinde yazmamamı istiyor ‘Beni çarmıha germe’ diyordu. Beni
kimin şikayet ettiğini sorup Tayyip mi dedim. ‘Yorum yok’ cevabını
verdi. Peki Bekir Coşkun’u da şikayet ediyor muydu hükümet. Özkök ‘O
mizah uslubu ile yazdığı için kimse iplemiyor’ dedi. TRT’yi
dolandırdığı Yargıtay kararı ile sabit olan Mehmet Ali Birant aleyhinde
de yazmamam isteniyordu.
BEN CAMBAZIM: Ertuğrul
bir gün bana ‘Ben gazeteci değilim, cambazım ve jonglörüm’ dedi.
Hürriyet’i yönetmek için cambazlık yaptığını, beş topu havaya atıp
tutarak jonglörlük yaptığını anlatıp şunları söyledi: ‘Ben rüzgarın
karşısında kavak ağacı gibiyim. Rüzgar nereden eserse o yöne eğilirim.
Patronla uğraşıyorum, kızıyla damadıyla uğraşıyorum. Yediğim fırçaların
haddi hesabı yok. Hangisine dert anlatacağımı şaşırıyorum. Hükümeti az
yaz. Hiç merak etme biz bu iktidarla er veya geç papaz olacağız. Zamanı
gelecek. Biz onlara dünyaya dar edeceğiz. Kimse merak etmesin.’
FETHULLAH VE PERİNÇEK:
Bir gün de Aydınlık Dergisinden alıntı yapıp yazımda kullanmıştım. Önce
Özkök arayıp uyardı. Sonra Aydın Doğan (O topal’ın dergisinden
yazmışsın) dedi.
Topal kim? diye sordum. Doğu Perinçek dedi.
12
Kasım 2004 günü Fethullah Gülen’le ilgili bir yazı yazmıştım. Ertuğrul
aradı ‘Gözünü seveyim Fethullah Gülen’le, Zaman Gazetesi ile ilgili bir
şey yazma’ dedi.
Biz
Zaman’ın dağıtımını yapıyormuşuz. Her gün 500 bin gazetenin parasını
alıyormuşuz. Özkök, ‘Herifleri ürkütüp kaçırırsak Sabah’ın dağıtım
şirketiyle anlaşırlar. Çok para kaybederiz’ dedi. Sonra zaten Zaman
gazetesini ziyaret edip övgüler düzdü. Kendisine orada yakası kapalı
özel Fethullah hoca gömleği armağan ettiler. Pek mutlu olmuştu.
YOLSUZLUK DOSYASI : TMSF
Demirel ailesine ait Göltaş’a el koymuştu. TMSF’nin bazı çalışanları
Göltaş’ın paralarını özel harcamalarında kullanıyordu. Bu belgeli
haberi ekonomi muhabirimiz Çiğdem Toker yazacak, ben de bu konuda yazı
yazacaktım. Haberi yazıp geçtik. Ertuğrul Özkök, Ankara’ya geldi.
Belgelerin düzmece olabileceğini söyledi. ‘Ben bu dosyayı İstanbul’da
bizim muhasebe servisine bir göstereyim de onlar incelesin’ demesin mi?
Dosyayı vermek istemedim ama geri göndereceğini söyleyince verdim.
Fakat, o dosya bir daha geri gelmedi. Haber de çıkmadı.
EMİNE HANIM: 13
Ekim 2005 günü hastayım, evde yatıyorum. Ertuğrul aradı. Ertesi günkü
yazımı hatırlatıp, ‘Tayyip Bey’in Alman Başbakanına verdiği iftarla
alay etmişsin. Oysa ne güzel bir şey yaptı. sen artık Erbakan çizgisine
geldin.’ dedi.
Herhalde
şaka yapıyordu. Sonra devam etti. Ayrıca ‘Emine Erdoğan’a bulaşmışsın.
Patronla da kavga ediyorsun. O seni Ankara’da uyarmıştı. Hükümet’i
eleştirmeni istemiyor. Haftada bir eleştir kardeşim. Araya başka şeyler
koy. Kuş gribini yaz mesela. Belediyelerdeki ufak tefek yolsuzlukları
yaz. İş kopma noktasına geliyor haberin olsun.’
Bu sözler üzerine Özkök’e ‘Ne demek yani? Kimi tehdit ediyorsun! Kovarsanız kovun’ dedim.
VOTKA, ŞARAP MUHABBETİ :
Bir gün öğlen saat 12.00’de Ertuğrul’un Shareton Oteli’nde kaldığı kral
dairesine gittim. Hayatımda ilk kez kral dairesi görüyordum. ‘Seninle
ne yapacağız’ diye söze başladı. Ve şunları söyledi: “Arkadaş ben Aydın
Bey dönemine kadar parasız biriydim. İyi bir şarap alacak param bile
yoktu. Aydın Bey bizi ihya etmedi mi, refaha kavuşturmadı mı? Bizi bu
AKP döneminde çok sıkıyorlar. Lütfen biraz yardımcı ol. Sonra Ankara’da
Tirilye Restoran’da Özkök’le yemek yedik. Restoran sahibi masaya 15
çeşit şarap getirdi. Ertuğrul bunların hiçbirini beğenmeyip şoförünü
çağırdı. Arabasının arkasından başka bir marka şarap getirtip onu içti.
Bu yemekte de yumuşak yazmamı istedi ve ‘Rahat edelim keyfimize
bakalım. Sana İstanbul’dan çok güzel şaraplar göndereyim. Sen votka
seversin. Çok güzel votkalar göndereyim’ dedi.
BENİ DE KOVACAKTI: Özkök
bu yemekte yazılarımda gazeteden de bahsetmemi isteyip şöyle dedi:
‘’Patronu öv. Duygusal adamdır. Hoşuna gider. Ben patronla aranızda
kalmaktan sıkıldım. Sinir sistemim bozuldu. Dün gece senin yüzünden
yine şarap içmeye başladım. Patron bana da sık sık küser ama ben
aldırış etmem. Bir seferinde bana iki ay küstü. Bazen kovmaya kalkıştı.
Hatta benim yerime Seçkin Türesay’ı, Güneri Civaoğlu’nu getirmeye
kalktı. Ama ben hep esnek davrandım, gönlünü almayı bildim ve işi
bitirdim. Ne olur hükümetle iktidarla ilgili bir şey yazma. Bu POAŞ
olayında anamızı ( …)
İNTİHAR EDECEĞİM: 8
Şubat 2007 günü Akşam Gazetesi benimle ilgili manşet atmış Hükümet
aleyhine yazı yazmamam konusunda uyarıldığım belirtiliyor. Ertuğrul
saat 11.00’de gazeteden aradı. ‘Vallahi billahi senin yüzünden intihar
edeceğim. Silahla mı edeyim, kendimi gazetenin 11’nci katından mı
atayım’ bilemiyorum. Ben de kendisine ‘İkisi de olmaz. İlle de intihar
edeceksen eşin senin elini ayağını güzelce bağlasın. Hava gazı borusunu
burnuna dayasın. En kolay öyle oluyormuş.’ cevabını verdim.
Haber 7