Demenza - Delilik gecici, pısmanlık kalıcıdır

10/2/2007

Enigma nedir?



Kriptografi tarihinde Enigma, gizli mesajların şifrelenmesi ve tekrar çözülmesi amacı ile kullanılan bir şifre makinesiydi.Daha açık bir ifade ile Rotor makineleri ailesi ile ilişkili bir Elektro-Mekanik aygıttı ve birçok değişik türü vardı.

Enigma makinesi, ticari olarak 1920′li yılların başında kullanılmaya başlandı.Bir çok ülkede Ordu ve Devlet kurumları için özel modeller üretildi.Bunların en ünlüleri ikinci dünya savaşı öncesinde ve savaş sırasında Nazi Almanyasında kullanılan modellerdi.Alman ordu modeli olan Wehrmacht Enigma, en çok konuşulan modeldi.

Bu makine kötü bir üne sahip oldu çünkü Müttefik şifreciler ( Polonya şifre bürosu,İngiltere - Bletchley Park vb.) tarafından geniş mesajları çözümlendi.Şifre çözücülerin Müttefiklerin savaşı kazanmalarına büyük yardımları olmuştu.Bazı tarihçiler,Alman Enigma kod sisteminin deşifre olması sayesinde Avrupada savaşın bir yıl daha önce bittiğini ileri sürmektedirler.

Enigma şifresinin bazı zayıf yanları olmakla birlikte,aslında diğer faktörler olan operatör hataları, prosedür açıkları ve nadir olarak ele geçen kod kitapları sayesinde çözümlenebildi.

İkinci dünya savaşında Bletchley Park - İngilterede üslenen Amerikalı ve İngiliz şifre çözücüler, o zamanın en yetenekli ve en değerli bilim adamı,matematikçi ve mühendis lerinden oluşmaktaydı.Bunlardan bazıları, daha sonra Bilgisayar biliminin kurucularından sayılacak Alan Matthison Turing ve dünyanın ilk dijital ve programlanabilir bilgisayarı olan Colossus’ u yapan Thomas Harold Flowers dır.Birçok Colossus bilgisayarı, ikinci dünya savaşı sırasında Alman Lorenz SZ40/42 şifre sisteminin çözülmesi işleminde olasılık hesaplayıcı olarak kullanılmıştır.

İkinci dünya savaşı ve stratejik planların aktarılmasında kullanılan şifre sistemleri ve bunların çözülmesinde kullanılan algoritmalar, buluşlar, şifre çözücü makineler bir anlamda bilgisayar biliminin doğmasına neden olmuştur diyebiliriz.

Kaynak:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Enigma_makinesi

1. Dünya savaşında Almanların çözmemesi için bir Amerikan Telefon ve Telgraf şirketinden bir çalışan olan Gilbert Vernam tarafından hazırlanan “bir kerelik bloknot” yöntemi, savaş boyunca Amerika Birleşik Devletleri’nin mesaj güvenliğini sağlamıştır. Bu sistemde şifrelenecek metin ASCII kodundaki karakterlere dönüştürülür ve bir kez şifreyi çözmede kullanılacak gizli anahtar, mesajı okuyan kişi tarafından imha edilirdi. Böylece tek seferlik mesajlaşmalar güvenli bir iletişimi oluştururdu.

2. Dünya savaşında ise filmlere konu olan Enigma makinesi Almanların en güvendiği şifreleme tekniğiydi, ta ki; Ruslara esir düşen bir Alman savaş gemisinde ele geçirilen Enigma makinesinin İngilizlere şifre kırıcılar tarafından çözülmesi, savaşın kaderini değiştirmiştir. Almanların tüm haberleşmesini dinleyen İngilizler, bu bilgi ile uzun süre Almanların ne yapacaklarını erkenden öğrenip ona göre taktik hazırlama şansına sahip olmuşlardır.

Enigma makinesi temel olarak; klavyesinden girilen karakterlerin makine içerisinde birbiri ile değişik şekillerde algoritma oluşturacak şekillerde yazıları kodlayan üç adet diskten oluşmaktaydı. Enigma’daki diskler Almanlar tarafından önce 5’e ve daha sonra da 8’e çıkarılmıştır. Ancak büün bu tedbirler İngilizlerin ilk bilgisayarların atalarından olan, IBM bilgisayar sistemi ile kodları çözmesini engelleyemedi.

Enigma’nın şifresinin çözülmesi ile bilgisayarları yakınlaştıran bu süreç, sonraki zamanlarda bilgisayarların şifreleme işlemlerinde daha çok kullanılması ve günümüzde de vazgeçilmez bir parçası olma durumunu getirmiştir.

Kaynak Turkıye Bılım Sıtesı

10/2/2007

Basbasa Yemek

Baş başa yemeğin tarihi…


Kadın-erkek kadar eski


Yüz yıllar sonra, yeme içme tarihçileri günümüzü incelediklerinde, baş başa yenen romantik yemeklerden, bu arada ‘Sevgililer Günü’ yemeklerinden mutlaka söz edeceklerdir.


F. F. Özipek


Restoranlarda, mum ışığındaki romantik buluşmalar, 20. Yüzyıl’ın başından itibaren görülmeye başlansa da, erkek ile kadın arasındaki baş başa yemeklerin geçmişi, Adem ile Havva’nın elma hikâyesi ile başlar.
Sümer tanrılarından en akıllı ve beceriklisi olan Enki ile Tanrıça İnanna’nın baş başa yemekleri de en eski hikâyelerden biridir.
Başarılı yönetiminin sırlarını ele geçirmek amacıyla kendisini ziyarete gelen İnanna’nın baş döndürücü güzelliğinden etkilenen Enki, onun için bir şölen düzenler:
“Kutsal sofrada, Tanrısal sofrada / Hoş geldin dedi Tanrı İnanna’ya” diye başlayan hikâyenin Sümer tabletlerinden okuyabildiğimiz devamı şöyledir:
“Ve tapınağında onunla baş başa / Lıkır lıkır bira ve şarap içti Enki / Maşrapalar dolusu içki içtiler / Yarışırcasına tokuştura tokuştura / Gök ve Yer onuruna / Yavaş yavaş ve tadına vara vara şalupalar kadar derin maşrapalarda!”
İlk örnek, eski Mezopotamya âdetlerini yansıtan küçük bir kabartmada karşımıza çıkıyor. M.Ö. 3000 yılına ait olan bu kabartma, oturmuş durumdaki bir erkek ve kadını boru ile aynı küpten içki çekerken gösteriyor.
Bir kral ve kraliçenin hasat festivali sırasında tapınakta birlikte bira içmelerini simgeleyen bu kabartma, Sümerlerin ‘Kin.sig’, Akadların ‘Naptanu’ adını verdikleri akşam yemeğini gösteriyor.
Yemeği şölene dönüştüren içki ise, şarabın en eski dönemlerden beri çok tanındığı bu coğrafyanın şaraptan önce gelen ‘ulusal’ içkisi olan ‘bira’...
Bira, alt taraflarında tortuları süzmeye yarayan eleği olan borularla doğrudan küpten çekilerek içiliyordu. Ve genellikle tek başına değil, ortaklaşa...
Mutfak kültürleriyle ilgili ayrıntılı ve zengin bilgileri yazılı tabletlerle günümüze kadar ulaştıran Sümerler, içkili şölenler sırasında şarkılar da söylüyorlardı: “Hayatlarımız mutlu, kalbimiz neşe dolu, kendimi harika hissederken, kendimi harika hissederken.”
Tarih boyu, insanlar bir arada yemek yemeğe çok önem vermişlerdir. Bu sadece iyi yemek yeme, keyiflenme, zevk alma ya da dinlenme amaçlı bir birliktelik değildir. Sofralar önemli kararların alındığı yerlerdir aynı zamanda. Hükümdarlar için, kendi seçtikleri ile aynı sofra etrafında toplanmak, yemeği ve içkiyi paylaşmak, aynı vücutta birleşmek anlamına geliyordu.
Böylece efendinin iktidarı altında birleşmenin önemi, herkesin gözleri önüne seriliyordu.
Bu şölenlerin en zengini, Asur kralı Assurnasirpal’in M.Ö. 870’lere doğru, başkentin Kalhu’ya taşınması nedeniyle verdiği şölendir. Musul’un 25 km güneyine denk gelen Kalhu’daki büyük şölene “altmış dokuz bin beş yüz yetmiş dört kişinin” katıldığını öğreniyoruz.
Ortak yemeklerin siyasî sonuçlarının yanı sıra, sosyal sonucu da “bütünleşme”yi vurguluyor.
Evliliklerin düğün yemekleriyle kutlanması, iki yabancı ailenin bütünleşmesi anlamını taşıyor. Evlat edinme âdetleri arasında da çeşitli toplumlarda birlikte yemek yeniyor.
Topraklarına çok önem veren Mezopotamyalılar, arazilerini birine satmak zorunda kaldıklarında, onunla birlikte yemek yiyorlar. Toprağı satın alanın böylece, aileden biri haline geldiği düşünülüyor.
İster büyük bir şölende, ister mum ışığında hoş bir restoranda olsun, aynı yemekten tatmak, birlikte içmek, insanların paylaşarak bütünleşmeyi en fazla hissettikleri deneyimleri olarak günümüze kadar uzanıyor.


Kaynak POPULER TARIH

9/2/2007

Sokrates kimdir

Bütün insanlık tarihinin en saygın kişilerinden birisi olarak tanınan Sokrates de aslında bir sofistir. Atina'da doğmuş (M.Ö. 470) ve iyi bir eğitim görmüştür. Babası, onu kendi mesleğinde, yani bir heykeltıraş olarak yetiştirmek istediği halde, Sokrates felsefeye ilgi duymuştur. Meydanlarda, tiyatrolarda ve yollarda felsefî tartışmaların yapıldığı bir ortam içinde böyle bir istek gayet doğaldı. Sokrates, aritmetik, geometri, astronomi ve politikaya ilişkin yeterli düzeyde bilgiye sahipti. Çok basit bir yaşam sürmüştü. Her ne kadar görüşlerinin çok etkili olduğu kabul edilmişse de, hiçbir yapıt kaleme almamıştır. Onu iki öğrencisi, Platon ve Ksenofanes'in yazdıklarından tanımaktayız.

Sokrates diğer sofistlerden çok farklıydı. Düzenli bir öğretim yapmıyor ve öğrencilerinden ücret almıyordu. "Kendini bil!" ilkesi doğrultusunda, düşünürlerin bakışlarını evrenden insana çevirmişti. Evreni anlamlandırmadan önce kendimizi anlamlandıralım; "Biz kimiz?" bu sorunun yanıtını verelim diyordu. Bu nedenle, yalnızca bir tarlayı ölçebilecek düzeydeki geometri bilgisini yeterli buluyor, daha zor matematik problemleriyle uğraşmanın yararsız olduğuna işaret ediyordu. Ona göre, insanlara, pratik ahlâk kurallarını öğretmek daha isabetli olacaktı. Böylece Sokrates, kuramsal bilim ve uygulamalı bilim tartışmasını da açmış oluyordu.

Sokrates ilk anlambilimcidir; anlamları belirlenmemiş kavramların ve terimlerin kullanılmasının sakıncalarına temas etmiştir. Her çeşit bilgide, kavramların ve terimlerin açık ve seçik bir biçimde tanımlamalarının yapılması gerektiğini savunmuş olması, dolaylı yoldan da olsa, bilimin ilerlemesine küçümsenemeyecek ölçüde katkıda bulunmuştur.

:: Sonraki »