Senaryo yazmak
Senaryo yazmak isteyenlerin ilk sorduÄŸu sorudur: "Nasıl yazılır?". Aslında senaryo yazmayı zor hale getiren piyasada satılan ve orijinaline pek benzemeyen edebi-senaryo kitaplarıdır. Bir de yönetmenin iÅŸine karışma
filmi kağıt üzerinde tarif etme ihtiyacı... Bunun yerine daha basit bir yöntemle yapımcıların sıkılmadan okuyacağı bir senaryo yazmak istiyorsanız yazımıza bir göz atın.
Senaryolar. Belki siz de sevdiÄŸiniz bir filmden çıktığınız günlerden birinde okumak için birkaç senaryo almışsınızdır ama acaba kaçınız gerçekten senaryo okudunuz? Belki elden geçirilmiÅŸ ve edebi bir hava verilmiÅŸ birkaç senaryo...
Aslında bu senaryolar da unutulmaz birkaç sahneye göz atıldıktan sonra kütüphanelerin tozlu raflarına terk edilmiÅŸtir. SevmediÄŸiniz ya da hiç seyretmediÄŸiniz bir filmin senaryosunun hiç ÅŸansı yoktur. Öylelerini kimse okumaz.
Aslına bakarsanız okumanız için pek sebep de yoktur. Zaten senaryolar sizin okuma zevkinize hitap etmek üzere yazılmaz. Yönetmenler
yapımcılar
görüntü yönetmenleri
oyuncular
yapım tasarımcıları ve diÄŸer sinema profesyonellerinden oluÅŸan özel bir seyirci kitlesi için yazılırlar. Bu profesyonel seyirci
herhangi bir senaryoyu okurken
o senaryonun filme dönüÅŸtürülmesinin zor ve kolay yanlarını düÅŸünür. Hiçbir senaryo
sonradan paketlenip filmin bitmiÅŸ halini görmüÅŸ seyirciye satılacağı düÅŸünülerek yazılmaz.
AMERİKAN FORMATI
Demek ki senaryolar üzerinde çalışılan belgelerdir. Herhangi bir anlaÅŸmazlığa meydan vermemek için de hep aynı formata baÄŸlı kalırlar. Böylece
herhangi bir filmin prodüksiyonunda görev alan o küçük ordunun üyelerinin savaÅŸ planını kolayca izlemeleri ve anlamaları saÄŸlanır. EÄŸer yeni bir "YurttaÅŸ Cane" ya da "KurtuluÅŸ Günü" senaryosu yazmayı düÅŸünüyorsanız öncelikle öÄŸrenmeniz gereken senaryonun bir formül izlemesi gerektiÄŸidir. EÄŸer bu formülü izlemezse okunma ÅŸansı bile yoktur.
Standart Amerikan formatına geçmeden önce özellikle Türkiye'de hala çok moda olan Fransız formatına bakalım. Bu formatta sayfa ikiye bölünür ve bir tarafına diyaloglar
öbür tarafına da diyalog dışında yazılması gereken ÅŸeyler
mizansen yazılır. Ama bu pratik değildir
özellikle de bilgisayar ekranında...
Standart Amerikan formatında ise diyaloglar 7.5 santimetre geniÅŸliÄŸindedir ve sayfanın tam ortasına yerleÅŸtirilir. Tanım bölümleriyse (mizansenler) 15 santimetre geniÅŸliÄŸinde bütün satıra yayılır. Metinde koyu renk
altı çizili ya da italik harfler bulunmamalıdır. Nedenini sormayın. Karakter isimleri ve çeÅŸitli talimatlar büyük harfle yazılır ve bu talimatların tümüne "sluglines" denir. Her metin parçasından sonra bir satır boÅŸluk bırakılır. Bu metin parçası
bir "slugline"
bir sahne ya da aksiyon tasviri
diyalog
"KESME" ya da "YUMUÅžAK GEÇİŞ" gibi bir not olabilir.
Bu temel kurallara uyarak yazdığınız senaryonuzun aynı derecede kati bir baÅŸka kural olan "bir dakikalık sayfa" kuralına da (kartoteks) uyması gerekir. Bu kurala göre bir senaryo sayfası tamamlanmış bir filmin bir dakikasına eÅŸittir. Prodüksiyonun planlanması açısından bu çok önemlidir çünkü çoÄŸu filmde
her çalışma günü sonunda iki senaryo sayfalık malzemenin filme çekilmiÅŸ olacağı düÅŸünülerek çalışılır.
Biçimle ilgili bu temel kuralların yanı sıra senaryolar görsel ayrıntıyı yansıtacak ÅŸekilde tasarlanmalıdır. Yani "F.'nin canı çok sıkkındır." yerine "F. yataÄŸa uzanmıştır. Yüzünde bir haftalık sakal vardır. Yatağının kenarındaki masanın üzeri kirli fincanlar ve bardaklarla doludur. Yarı aralık perdeden içeri gün ışığı süzülmektedir." türü bir ÅŸey yazmalısınız. Evet
böylesi daha uzundur. Ayrıca bu örnekte görüldüÄŸü gibi iyi yazması daha zordur ama yine de bu açıklayıcı cümleler
senaryonun filme çekilirse nasıl olacağına dair daha çok ÅŸey gösterir. Senaryonun filme çekmeye deÄŸer olup olmadığının ve ne gibi zorluklar çıkaracağının deÄŸerlendirilmesini herkes için kolaylaÅŸtırır.
Bunun yan ısıra senaryolar
diyalog yoluyla aksiyon ifade ederler. Bir zamanlar Hitchcock
çoÄŸu filmi "konuÅŸan insanların resmi" diyerek aÅŸağılamıştı. Unutmayın ki burada aksiyon
dövüÅŸ
araba çarpışması ya da patlama anlamına gelmez. Basitçe
karakterlerin düÅŸüncelerini
sesli olarak deÄŸil bir ÅŸeyler yaparak ifade etmeleri gerektiÄŸi anlamına gelir. Nefis Stephen King romanlarının sinema uyarlamalarının genellikle felaket oluÅŸu da bundandır. Romanlarda zamanın çoÄŸu karakterin kafasının içinde geçer. Oysa filmlerin ve dolayısıyla senaryoların görsel olmaları gerekir. İnsanlar bir romanda karakterin duygusal yaÅŸamının enine boyuna incelendiÄŸi on sayfayı okumaktan mutluluk duyabilir ama bir filmde on dakikalık bir monolog sıkıcı gelir. Bu nedenlerle çoÄŸu senaryodaki diyaloglar etkileyicidir ve yerinde kullanılmıştır.
YÖNETMENİN İŞİNE KARIÅžMAYIN
Senaristin kaçınması gereken en önemli ÅŸey
kamerayı yönetmektir. Bir senaryoda
"Kamera F.'nin yataktan kalkışını izler" gibi notlar bulunmamalı
açıklamalar "...görürüz" ile bitmemelidir. Senaryo kurulurken amaç okuyucuya bir film düÅŸüncesi sunmaktır. Oysa kamerayla ilgili ayrıntılar okuyucuyu hikayeden çıkarır
karakterlerden uzaklaÅŸtırır ve gerçek dünyaya döndürür. Ayrıca iyi senaryo yazarları
kullandıkları dille kamera hareketlerini kolayca ifade edebilirler.
En önemlisi de kamerayla ne yapılacağına karar vermek bütünüyle yönetmenin iÅŸidir. Hiçbir senaryo yazarı yönetmene iÅŸini nasıl yapacağını söyleyemez. Bu kurala uymaması açısından Shane Black bir istisnadır ama onun da kendi kuralları vardır.
Tabii sizin aldığınız senaryoların hiçbiri bahsettiÄŸimiz gibi bir senaryoya benzemez. Büyük olasılıkla ciltlenmiÅŸ haldedir ve aralıklı olarak A4 kağıdına yazılmamıştır. OkuduÄŸunuzda kamera hareketlerine iliÅŸkin notlar da görürsünüz. Ayrıca bir sürü yersiz diyalog vardır.
Neden böyledir? Çünkü
yayınlanmış senaryoların çoÄŸu
senaryo yazarının son müsveddesi olan prodüksiyon öncesi orijinal senaryo deÄŸildir. Satışa sunulan senaryolar
film çekilip kurgulandıktan sonra hazırlanmış editörün kopyası ya da devamlılık kopyasıdır ve daha çok tamamlanmış filmin kayıtlarından oluÅŸur. Onun için bir sürü kamera hareketi vardır. Bunlar masa başında deÄŸil sette kararlaÅŸtırılan ÅŸeylerdir.
Ayrıca
yayınlanan senaryoların pek azında filme alınmayan sahnelerin yer aldığı görülür. Bunlar baÅŸarılı olmadığı için
oyunculuk kötü olduÄŸundan ya da çekimler sırasında programın gerisinde kalındığı için filmden çıkarılan sahneler olabilir.
Woody Allen'ın "Annie Hall" filminde de benzer bir ÅŸey oldu. Allen ve Marshall Brickman'ın senaryolarının adı "Anhedonia"ydı ve Alvy Singer'ın çocukluÄŸu
iki evliliÄŸi
aÅŸk iliÅŸkileri ve Annie ile iliÅŸkisinden rastgele anıların derlemesinden oluÅŸuyordu. Fakat filmin montajı sırasında ortaya çıkan filmin dağınık ve karmaşık olduÄŸu hemen anlaşıldı. Sonuçta neredeyse tamamen Annie ile Alvy'nin iliÅŸkisine odaklanacak biçimde montajlandı. Yayınlanan senaryoyu satın alırsanız elinize geçen bu olur. Orijinal "Ahedonia"yı bulmanız mümkün deÄŸil.
Yayınlanan senaryoların orijinal senaryolardan farklı olmasının bir nedeni de pazarlamayla ilgili. Bazı yüksek bütçeli filmlerin yayınlanan senaryoları filmin unutulmaz sahnelerinden fotoÄŸraflarla dolu oluyor ve böylece senaryo
satın almaya deÄŸer bir görünüm verilerek sunuluyor. Öte yanda
Faber & Faber tarafından yayınlanan tipik senaryolar var. Bunlar diyaloglar ve kamera notlarıyla doludur ve genellikle geleneksel anlamda senaryo yazmayan yönetmenlerin eserleridir. Tarantino
Scorsese
Cronenberg ya da Hal Hartley'nin elinden çıkmış böyle bir senaryo okuduÄŸunuzda
yine tipik bir senaryonun çarpıtılmış halini göreceksinizdir.
Bu durumda
yayınlanmış senaryoları okuyun deriz size. Bu size bir hikayenin perdede anlatılışıyla ve diyalog akışıyla ilgili fikir verecektir. Ama unutmayın ki bu senaryolar filmin ortaya çıkarıldığı orijinal senaryolar deÄŸildir.
Siz ille de orijinal senaryonun nasıl bir ÅŸey olduÄŸunu görmek istiyorsanız iÅŸiniz pek kolay deÄŸil. Film ÅŸirketlerinin bize böyle bir senaryoyu vereceÄŸini sanmıyoruz. Ama Internet'te birkaç tane bulmanız mümkün.
Üzerinde çalışılan belgeler olarak kabul ettiÄŸimiz senaryolarla ilgili bir baÅŸka önemli nokta da her ÅŸeyin çok rahat anlaşılabilecek kadar açık olması gerektiÄŸidir.
Her ÅŸey bir senaryoyu baÅŸlatabilir
"Dünyanın en güzel öyküsünü yazmış olabilirsiniz
bir proje olarak deÄŸeri azsa
filmin yapılabilmesi için para bulunamaz
hadi yapıldı diyelim
seyirci gelmez. Endüstri seyirci getirmeyen projelerden hiç hazzetmez. Sinema pahalı bir sanattır
o filme yatırılacak paranın ağırlığını senaristin duyması gerekir."
Gizemli ulumalarla kederini geceye boÅŸaltan bir köpek
kapanan bir kapı
gülümseyen bir bebek
damlayan bir musluk
bir insanın (bir oyuncunun?) yüzü veya her türden ruh sancısı: ihtiras
kıskançlık
hırs
özlem
pişmanlık
hüzün
acı... her şey
bir senaryoyu baÅŸlatabilir. Senarist
darmadağınık birtakım fikirleri yanyana getirebilecek birikim ve yeteneğe sahipse ve ne anlatacağını biliyorsa
bir toplu iÄŸneden bile hareket edebilir. Nasıl olsa o iÄŸne ait olduÄŸu hikayeye sizi götürecektir. Her ÅŸey rehberdir.
Ken Russell'ın filminde Mahler'in dediği gibi
seçen sanatçı deÄŸilse
eser sanatçıyı seçiyorsa
yeni senaryosu için öykü arayışında olan yazarın
çevresine dikkatle bakması yeterli olacaktır.
Asistanlarımla "beyin fırtınası"na başlarken
aralarından birinin birkaç sözcük söylemesini isterim: -dile getiren kiÅŸiyle söze dökülen arasındaki karmaşık iliÅŸkiyi bir yana bırakırsak- her ÅŸeyden bağıntısız
anlamı ÅŸüpheli
bir işe yarayacağı kuşkulu
tam da bu yüzden kışkırtıcı bir cümle... Bir keresinde biri "Bir kadın raylara bakıyor" demiÅŸti.
"Nasıl bakıyor?" "Dikkatle."
"İntihar mı edecek?" "DüÅŸünüyor."
Yazarlar meraklı yaratıklardır; meÄŸer yüzlerce soru pusuda beklermiÅŸ: "Kim bu kadın? Yaşı kaç? Neden intiharı düÅŸünüyor? Nasıl bir kiÅŸilik kalabalık bir istasyonda raylara kendisini atmayı düÅŸünür?.. Bu tür bir intihar biçimi nasıl bir mesaj içerir?.."
"Mesaj mı... Kime?" "Kocasına." "Anlar mı?"
Bu kez benzeri sorular kocası için soruldu
yanıtlar bulundukça
kıvılcımı yaratan öncül motifin arkasında yatan gerçeklik kavranmaya baÅŸlandı
film öyküsünün ucu göründü: tren yolculuÄŸuna baÅŸlamıştı.
Kuşkusuz başka yazarların elinde
o yolculuk baÅŸka türlü biçimlenecek
belki daha ustalıklı kotarılacaktı... Önemi var mı?
Bizim maceramız
bir kadınla oÄŸlu arasındaki iliÅŸkiyi eksen alan bir öyküye vardı. BittiÄŸinde
her ÅŸeyi baÅŸlatan sahne
hikayede yoktu.
Ama asıl nokta ÅŸu: Raylara o biçimde bakabilecek bir kadının öyküsüydü bu. Bir resimden çıkmış ve ruhen o resme sadık kalmıştı.
Aklın beyazperdesinde bir fotoğraf belirmişse
öykü zaten hazırdadır
o resmin içinde: bir yaÅŸanmışlık parçası akıp gelmiÅŸ
resmedilmiş o anı yaratmıştır.
Yaşlı bir adamın dudakları aralanır
"Rosebud" sözcüÄŸü duyulur
elindeki oyuncak küre yere düÅŸer
yuvarlanır... Sahnenin son resmi
o genel plan dikkatle incelendiÄŸinde
Kane'in karakterine iliÅŸkin binlerce bilgi ediniriz
üstün yapıtların böyle bir gücü vardır. Bundan sonrası kolay: karakter varsa
hikaye de var demektir... İyi olduğuna inanan bir senarist
göÄŸsünü gere gere ÅŸöyle haykırabilir: "Bana bir karakter verin
sinema dünyasını yerinden oynatayım!..."
Film hikayesi yazmanın çok pratik bir formülü ÅŸu olabilir: SaÄŸlam iki karakter yaratın
karşılaÅŸtıkları anda unutulmaz bir öykü baÅŸlayacaktır.
"Butch Cassidy And The Sundance Kid-Sonsuz Ölüm" ya da "The Good
The Bad And The Ugly-İyi
Kötü
Çirkin" filmleri bu cümlelerin içerdiÄŸi doÄŸruya tanıktırlar.
Aklın aynasından yansıyan bir görüntünün irdelenmesi... Ama insan aklı binlerce görüntüyle doludur
en azından bellek imajlarla çalıştığı için binlerce anı parçacığıyla...
İyi ya işte
bunların herhangi biri bir film öyküsünü baÅŸlatmaya yeterli olabilir. Tek gereken
baÅŸlangıç için neyi seçeceÄŸini
neye itaat edeceÄŸini bilmek ve sabırlı olmaktır.İlk baÅŸta seçim kolay deÄŸildir elbet ama çok saÄŸlam bir rehberi vardır: yazarın kendisi... YaÅŸam ve yazar dünya güzeli bir çifttir
yaÅŸam yazarı döller
yazar içindeki öyküleri doÄŸurur. Aslında "yaratmak" sözcüÄŸüyle kastedilen
keÅŸfetmek
açığa çıkarmak
kayda geçirmektir.
Her ÅŸey bir senaryoyu baÅŸlatabilir
baÅŸlama atışını duyan beyin harekete geçer
sahnelerden repliklere
düÅŸsel yüzlerden ürkütücü imajlara sıçrayarak ilerlemeye koyulur
bir tren misali
"sinopsis"
"tretman" gibi tuhaf isimleri olan istasyonlar arasında sarsıla sarsıla gider
benzersiz bir serüveni ilmek ilmek dokur
tükenir... tükenir..
Ama öncelik hep öyküdedir
çünkü filmler öyküler üzerine inÅŸa edilirler. SaÄŸlam bir öykü ise -tüm sinema tarihinin de gösterdiÄŸi gibi- az bulunur bir nesnedir
çünkü benzersizdir... BaÅŸlangıçta senaristin elinde bulunan parçacıklar
belki bir görüntü ya da birkaç replik
zavallı yazar
elindeki tek bir parçacığın bile
bütünün özelliklerini taşıdığını kavrayana kadar uçsuz bucaksız bir otlakta oynaÅŸan vahÅŸi atlar gibi beyninde döner durur. Eyerlemek olanak dışıdır
çıplak sırtlarına binme cesaretini göstermek ve orada
sonsuza kadar sürmüÅŸ gibi gelen birkaç dakika boyunca kalabilmek gerekir. Usta rodeocuların elinde o parçacıklar
eninde sonunda uysallaşır
gizlerini açığa çıkarmaya boyun eÄŸerler.
Fakat süreç nasıl da karmaşıktır
her ÅŸey her yere ait gibi görünür
eldeki malzeme sanki
birbirine pek az benzeyen onlarca öyküye de uygundur
ne yönden ilerleyeceÄŸinizi bilemezsiniz. Öykü kâh vardır
kâh sisler ardında kayboluverir
her ÅŸeyin arap saçına dönmesi an meselesidir; açılışı yapacağı sanılan öÄŸe
gidip finale yerleÅŸebilir
bir diÄŸeri
doÄŸduÄŸu an
eski bir yaratının kardeşi olduğunu haykırır
oysa yazar onu
uzak bir kuzen olarak bile deÄŸerlendirmemiÅŸ
bir başka senaryoya ait sanmıştır.
Yazarı
kendi niteliklerinden kuÅŸkuya düÅŸüren sarsıcı süreçlerin ilki böyle yaÅŸanır. Bir sınıf dolusu çocukla baÅŸ baÅŸa kalmışsınızdır
falanca replik
üstü başı kir pas içinde okula gelen bir afacandır
çekidüzen vermek zordur. Filan karakter
dersine çalışmaz
üstelik sözlüde bir bilge gibi susar
oysa sözlerine ihtiyacınız vardır. Bir tema parçacığı
hep okul birincisi olan çocuk kılığındadır
öneminin bilincindedir
kraldan çok kralcı kesilir
daha çok öÄŸrenmek için yapıp tutuÅŸur
yerli yersiz sorularla hocasının ustalığını sınamaya kalkışır
arkadaşlarını acımasızca yargılar.
Biri sınıfta uçurtma uçurur
bir başkası altınıza raptiye koyar
arkanızı döndüÄŸünüz an sınıfta bir vaveyla kopar... Onları mezun edeceÄŸiniz (baÅŸkalarının beÄŸenisine sunabileceÄŸiniz) günün hayaliyle uÄŸraşıp durursunuz... Ve sık sık
bırakın mezun olmayı
okuma yazma öÄŸrenmeyi bile baÅŸaramayacaklarına inanırsınız.
Sabretmek gerekir. O taraftan olmuyorsa öteki yandan yaklaşırsınız çocuklara
onları dinlemeyi öÄŸrenir
anlamaya çalışırsınız. Çünkü seversiniz onları
"mürüvvetlerini görmek" için yanıp tutuÅŸursunuz. Vazgeçmek
onlara ihanettir
siz olmasanız
onlar da olamayacaklardır
uğraşmak zorundasınızdır.
Maalesef senaryo yazmanın bir baÅŸka yöntemi henüz bilinmiyor: sorularla tasarlamayla
keÅŸfetmekle
uydurmakla geçen binlerce saatten sonra
bir de harfleri yanyana dizip sözcükler
cümleler
sahneler oluşturmanız
okudukça dünyanın en iyi senaristi olduÄŸunuza kanaat getirip bir sonraki sayfada kendinizden nefret etmeniz
defalarca değişiklikler yapmanız gerekiyor.
Ve sonra yapımcının
yönetmenin
oyuncuların soruları
hatta deÄŸiÅŸiklik talepleri gelir...
Aylarca süren angarya
benzersiz bir hamallık!..
Senaryo yazmak
angaryadan mazoşist bir zevk almaktır.
Tema filmleri de vardır kuÅŸkusuz ama onlarda da süreç aynıdır. Kieslowski ile senaristi Krzystof Piesiewicz
özgürlük teması üzerine kuracakları filmin öyküsünü tartışmak için bir araya geldiklerinde yine ortada birkaç kırıntı dışında bir ÅŸey yoktu. Belki biri
"Üç Renk: Mavi" filmini hapisten çıkan bir adamla baÅŸlatmayı önermiÅŸ bile olabilir. Herhalde özgürlük temasını saatlerce tartışıp sanat alanına yoÄŸunlaÅŸmaya karar vermiÅŸlerdir. Öykünün ucu
o sıralarda görünmüÅŸ olsa gerek.
Bazende ortaya bir fikir atılır
örneÄŸin bir stüdyo yöneticisi
bir senaristi arayıp
"çılgın
sevimli
dağınık bir polisle
düzenli
saygın
aile babası olan ortağının macerasını ele alan bir film yapalım" diyebilir
belki "Lethal Weapon-Cehennem Silahı" filmine böyle baÅŸlanmıştır
ama dikkat
telefon konuÅŸması sürerken
ortada hâlâ öykü yoktur.
"Leoparın Kuyruğu"nun yaratıcısı
kimi röportajlarında
"yapımcı Turgut Yasalar
senarist Turgut Yasalar'a
az mekanlı
az kiÅŸili bir öykü sipariÅŸi verdi" diyor. Güzel cümle
hoÅŸ bir gerçeÄŸi dile getiriyor: sipariÅŸ anında öykü yok henüz
senarist çalışıp hazırlamış.
Biraz farklı bir örnek: Robert Altman'ın "The Player-Oyuncu" filminde 5-6 cümleyle dinlediÄŸi öyküler arasından seçim yapmakla yükümlü olan stüdyo yöneticisi Tim Robbins'e
bir senarist ÅŸunu önerir: "'The Graduate-AÅŸk Mevsimi'nin devamını yapalım'. Ortada yine öykü yoktur ama daha net bir ÅŸeyler vardır
bir Hollywood stüdyosunun yöneticisi
"The Graduate 2"nin içermesi gereken öÄŸeleri ezbere sayabilir.
Demek ki film öyküsü yazmanın tek yolu
bir imgenin peÅŸine takılıp narin bir kelebek gibi o daldan ötekine uçmak deÄŸildir. Belirli bir tarif
bir sipariÅŸ üzerine öykü yazılabilir. Aslına bakılırsa bu yöntem
endüstri için çok gereklidir. Çünkü sinema filmleri
yapımcılar tarafından... seyirci için yapılır. Senaristler tuhaf yaratıklar oldukları için de yapımcılar
onların keyfine kalırsa endüstrinin batacağını bilirler.
Yapımcı daha da enteresan bir yaratıktır
varoluşunun anlamını
eldeki senarynonun tarihin o döneminde seyirci nezdinde bir karşılığı olup olmadığı sorusuna dayandırır
çünkü harcayacağı milyarların geri dönmesi kaygısını taşımaktadır. Film yapımı sırasında paranın her gün oluk oluk akıp gidiÅŸini izlemek
insanın ruhunu zedeliyormuş
öyle söylüyorlar
bu doğruysa yapımcı da kendince haklıdır.
Bu haklılığın bilinciyle bazen ÅŸöyle cümleler ediverir: "Tom Cruise ve Nicole Kidman için bir aÅŸk filmi yazsana bana."
"Stephen King'in Hiddet isimli öyküsünü Türkiye'ye adapte edelim. Fakat telif ödemek istemiyorum ona göre
öyle uyarla ki onun olduÄŸu anlaşılmasın." &nbs p; Nasıl yani?..
Böyle zamanlarda
kafası sanat düÅŸleriyle dolu olan genç senarist
ustası David Mamet'in sözünü anımsar: "Yapımcıların sanatla iliÅŸkisi
giyotinin hukukla iliÅŸkisine benzer."
Hangi yöntemle yazılırsa yazılsın
neye hizmet ederse etsin
sonuç olarak öykünün
kimi özellikler taşıması gerekir. Åžu soru önemlidir: bu hikayenin bir proje olarak deÄŸeri ne?
Dünyanın en güzel öyküsünü yazmış olabilirsiniz
bir proje olarak deÄŸeri azsa
filmin yapılabilmesi için para bulunamaz
hadi yapıldı diyelim
seyirci gelmez. Endüstri denen masal devi ise
seyirciyi getiremeyen projelerden hiç hazzetmez.
Sinema pahalı bir sanattır
o filme yatırılacak paranın ağırlığını senaristin duyması gerekir
her ÅŸey bir yana
iki senaryosu iÅŸ yapmazsa
üçüncüsünü kimseye kabul ettiremeyeceÄŸi için.
EtkilendiÄŸiniz herhangi bir ÅŸeyden hareketle senaryo yazmak ÅŸiirsel bir süreçtir
proje kavramını temel almak ise
mimari tasarımlara benzer. KuÅŸkusuz yaratıcı bir iÅŸtir ama yapılacak binanın öncelikle kimi ilkel gereksinimlere cevap vermesi gerekir: dünyanın en güzel köÅŸkünü
içine tuvalet koymadan inÅŸa etmek
kime ne kazandırır ki?
Bu yüzden senaristin
yaratma esrikliÄŸini
doğum sancılarını
kendini Tanrı gibi hissetmeyi falan bir yana bırakıp bitirdiÄŸi öykünün bir proje olarak deÄŸerini amansız bir sorgulamadan geçirmesi gerekir: bu fikirden bir senaryo olur mu? Nasıl bir film çıkar? O filmi ben izlemek istiyor muyum? Birisi çekmek isteyecek mi? Böyle bir filme
hangi nedenle olursa olsun ihtiyaç var mı? Yapımcı bu senaryoya neden para yatıracak?
*ALINTI
filmi kağıt üzerinde tarif etme ihtiyacı... Bunun yerine daha basit bir yöntemle yapımcıların sıkılmadan okuyacağı bir senaryo yazmak istiyorsanız yazımıza bir göz atın. Senaryolar. Belki siz de sevdiÄŸiniz bir filmden çıktığınız günlerden birinde okumak için birkaç senaryo almışsınızdır ama acaba kaçınız gerçekten senaryo okudunuz? Belki elden geçirilmiÅŸ ve edebi bir hava verilmiÅŸ birkaç senaryo...
Aslında bu senaryolar da unutulmaz birkaç sahneye göz atıldıktan sonra kütüphanelerin tozlu raflarına terk edilmiÅŸtir. SevmediÄŸiniz ya da hiç seyretmediÄŸiniz bir filmin senaryosunun hiç ÅŸansı yoktur. Öylelerini kimse okumaz.
Aslına bakarsanız okumanız için pek sebep de yoktur. Zaten senaryolar sizin okuma zevkinize hitap etmek üzere yazılmaz. Yönetmenler
yapımcılar
görüntü yönetmenleri
oyuncular
yapım tasarımcıları ve diÄŸer sinema profesyonellerinden oluÅŸan özel bir seyirci kitlesi için yazılırlar. Bu profesyonel seyirci
herhangi bir senaryoyu okurken
o senaryonun filme dönüÅŸtürülmesinin zor ve kolay yanlarını düÅŸünür. Hiçbir senaryo
sonradan paketlenip filmin bitmiÅŸ halini görmüÅŸ seyirciye satılacağı düÅŸünülerek yazılmaz. AMERİKAN FORMATI
Demek ki senaryolar üzerinde çalışılan belgelerdir. Herhangi bir anlaÅŸmazlığa meydan vermemek için de hep aynı formata baÄŸlı kalırlar. Böylece
herhangi bir filmin prodüksiyonunda görev alan o küçük ordunun üyelerinin savaÅŸ planını kolayca izlemeleri ve anlamaları saÄŸlanır. EÄŸer yeni bir "YurttaÅŸ Cane" ya da "KurtuluÅŸ Günü" senaryosu yazmayı düÅŸünüyorsanız öncelikle öÄŸrenmeniz gereken senaryonun bir formül izlemesi gerektiÄŸidir. EÄŸer bu formülü izlemezse okunma ÅŸansı bile yoktur.Standart Amerikan formatına geçmeden önce özellikle Türkiye'de hala çok moda olan Fransız formatına bakalım. Bu formatta sayfa ikiye bölünür ve bir tarafına diyaloglar
öbür tarafına da diyalog dışında yazılması gereken ÅŸeyler
mizansen yazılır. Ama bu pratik değildir
özellikle de bilgisayar ekranında...Standart Amerikan formatında ise diyaloglar 7.5 santimetre geniÅŸliÄŸindedir ve sayfanın tam ortasına yerleÅŸtirilir. Tanım bölümleriyse (mizansenler) 15 santimetre geniÅŸliÄŸinde bütün satıra yayılır. Metinde koyu renk
altı çizili ya da italik harfler bulunmamalıdır. Nedenini sormayın. Karakter isimleri ve çeÅŸitli talimatlar büyük harfle yazılır ve bu talimatların tümüne "sluglines" denir. Her metin parçasından sonra bir satır boÅŸluk bırakılır. Bu metin parçası
bir "slugline"
bir sahne ya da aksiyon tasviri
diyalog
"KESME" ya da "YUMUÅžAK GEÇİŞ" gibi bir not olabilir.Bu temel kurallara uyarak yazdığınız senaryonuzun aynı derecede kati bir baÅŸka kural olan "bir dakikalık sayfa" kuralına da (kartoteks) uyması gerekir. Bu kurala göre bir senaryo sayfası tamamlanmış bir filmin bir dakikasına eÅŸittir. Prodüksiyonun planlanması açısından bu çok önemlidir çünkü çoÄŸu filmde
her çalışma günü sonunda iki senaryo sayfalık malzemenin filme çekilmiÅŸ olacağı düÅŸünülerek çalışılır.Biçimle ilgili bu temel kuralların yanı sıra senaryolar görsel ayrıntıyı yansıtacak ÅŸekilde tasarlanmalıdır. Yani "F.'nin canı çok sıkkındır." yerine "F. yataÄŸa uzanmıştır. Yüzünde bir haftalık sakal vardır. Yatağının kenarındaki masanın üzeri kirli fincanlar ve bardaklarla doludur. Yarı aralık perdeden içeri gün ışığı süzülmektedir." türü bir ÅŸey yazmalısınız. Evet
böylesi daha uzundur. Ayrıca bu örnekte görüldüÄŸü gibi iyi yazması daha zordur ama yine de bu açıklayıcı cümleler
senaryonun filme çekilirse nasıl olacağına dair daha çok ÅŸey gösterir. Senaryonun filme çekmeye deÄŸer olup olmadığının ve ne gibi zorluklar çıkaracağının deÄŸerlendirilmesini herkes için kolaylaÅŸtırır.Bunun yan ısıra senaryolar
diyalog yoluyla aksiyon ifade ederler. Bir zamanlar Hitchcock
çoÄŸu filmi "konuÅŸan insanların resmi" diyerek aÅŸağılamıştı. Unutmayın ki burada aksiyon
dövüÅŸ
araba çarpışması ya da patlama anlamına gelmez. Basitçe
karakterlerin düÅŸüncelerini
sesli olarak deÄŸil bir ÅŸeyler yaparak ifade etmeleri gerektiÄŸi anlamına gelir. Nefis Stephen King romanlarının sinema uyarlamalarının genellikle felaket oluÅŸu da bundandır. Romanlarda zamanın çoÄŸu karakterin kafasının içinde geçer. Oysa filmlerin ve dolayısıyla senaryoların görsel olmaları gerekir. İnsanlar bir romanda karakterin duygusal yaÅŸamının enine boyuna incelendiÄŸi on sayfayı okumaktan mutluluk duyabilir ama bir filmde on dakikalık bir monolog sıkıcı gelir. Bu nedenlerle çoÄŸu senaryodaki diyaloglar etkileyicidir ve yerinde kullanılmıştır.YÖNETMENİN İŞİNE KARIÅžMAYIN
Senaristin kaçınması gereken en önemli ÅŸey
kamerayı yönetmektir. Bir senaryoda
"Kamera F.'nin yataktan kalkışını izler" gibi notlar bulunmamalı
açıklamalar "...görürüz" ile bitmemelidir. Senaryo kurulurken amaç okuyucuya bir film düÅŸüncesi sunmaktır. Oysa kamerayla ilgili ayrıntılar okuyucuyu hikayeden çıkarır
karakterlerden uzaklaÅŸtırır ve gerçek dünyaya döndürür. Ayrıca iyi senaryo yazarları
kullandıkları dille kamera hareketlerini kolayca ifade edebilirler.En önemlisi de kamerayla ne yapılacağına karar vermek bütünüyle yönetmenin iÅŸidir. Hiçbir senaryo yazarı yönetmene iÅŸini nasıl yapacağını söyleyemez. Bu kurala uymaması açısından Shane Black bir istisnadır ama onun da kendi kuralları vardır.
Tabii sizin aldığınız senaryoların hiçbiri bahsettiÄŸimiz gibi bir senaryoya benzemez. Büyük olasılıkla ciltlenmiÅŸ haldedir ve aralıklı olarak A4 kağıdına yazılmamıştır. OkuduÄŸunuzda kamera hareketlerine iliÅŸkin notlar da görürsünüz. Ayrıca bir sürü yersiz diyalog vardır.
Neden böyledir? Çünkü
yayınlanmış senaryoların çoÄŸu
senaryo yazarının son müsveddesi olan prodüksiyon öncesi orijinal senaryo deÄŸildir. Satışa sunulan senaryolar
film çekilip kurgulandıktan sonra hazırlanmış editörün kopyası ya da devamlılık kopyasıdır ve daha çok tamamlanmış filmin kayıtlarından oluÅŸur. Onun için bir sürü kamera hareketi vardır. Bunlar masa başında deÄŸil sette kararlaÅŸtırılan ÅŸeylerdir.Ayrıca
yayınlanan senaryoların pek azında filme alınmayan sahnelerin yer aldığı görülür. Bunlar baÅŸarılı olmadığı için
oyunculuk kötü olduÄŸundan ya da çekimler sırasında programın gerisinde kalındığı için filmden çıkarılan sahneler olabilir. Woody Allen'ın "Annie Hall" filminde de benzer bir ÅŸey oldu. Allen ve Marshall Brickman'ın senaryolarının adı "Anhedonia"ydı ve Alvy Singer'ın çocukluÄŸu
iki evliliÄŸi
aÅŸk iliÅŸkileri ve Annie ile iliÅŸkisinden rastgele anıların derlemesinden oluÅŸuyordu. Fakat filmin montajı sırasında ortaya çıkan filmin dağınık ve karmaşık olduÄŸu hemen anlaşıldı. Sonuçta neredeyse tamamen Annie ile Alvy'nin iliÅŸkisine odaklanacak biçimde montajlandı. Yayınlanan senaryoyu satın alırsanız elinize geçen bu olur. Orijinal "Ahedonia"yı bulmanız mümkün deÄŸil.Yayınlanan senaryoların orijinal senaryolardan farklı olmasının bir nedeni de pazarlamayla ilgili. Bazı yüksek bütçeli filmlerin yayınlanan senaryoları filmin unutulmaz sahnelerinden fotoÄŸraflarla dolu oluyor ve böylece senaryo
satın almaya deÄŸer bir görünüm verilerek sunuluyor. Öte yanda
Faber & Faber tarafından yayınlanan tipik senaryolar var. Bunlar diyaloglar ve kamera notlarıyla doludur ve genellikle geleneksel anlamda senaryo yazmayan yönetmenlerin eserleridir. Tarantino
Scorsese
Cronenberg ya da Hal Hartley'nin elinden çıkmış böyle bir senaryo okuduÄŸunuzda
yine tipik bir senaryonun çarpıtılmış halini göreceksinizdir.Bu durumda
yayınlanmış senaryoları okuyun deriz size. Bu size bir hikayenin perdede anlatılışıyla ve diyalog akışıyla ilgili fikir verecektir. Ama unutmayın ki bu senaryolar filmin ortaya çıkarıldığı orijinal senaryolar deÄŸildir. Siz ille de orijinal senaryonun nasıl bir ÅŸey olduÄŸunu görmek istiyorsanız iÅŸiniz pek kolay deÄŸil. Film ÅŸirketlerinin bize böyle bir senaryoyu vereceÄŸini sanmıyoruz. Ama Internet'te birkaç tane bulmanız mümkün.
Üzerinde çalışılan belgeler olarak kabul ettiÄŸimiz senaryolarla ilgili bir baÅŸka önemli nokta da her ÅŸeyin çok rahat anlaşılabilecek kadar açık olması gerektiÄŸidir.
Her ÅŸey bir senaryoyu baÅŸlatabilir
"Dünyanın en güzel öyküsünü yazmış olabilirsiniz
bir proje olarak deÄŸeri azsa
filmin yapılabilmesi için para bulunamaz
hadi yapıldı diyelim
seyirci gelmez. Endüstri seyirci getirmeyen projelerden hiç hazzetmez. Sinema pahalı bir sanattır
o filme yatırılacak paranın ağırlığını senaristin duyması gerekir."Gizemli ulumalarla kederini geceye boÅŸaltan bir köpek
kapanan bir kapı
gülümseyen bir bebek
damlayan bir musluk
bir insanın (bir oyuncunun?) yüzü veya her türden ruh sancısı: ihtiras
kıskançlık
hırs
özlem
pişmanlık
hüzün
acı... her şey
bir senaryoyu baÅŸlatabilir. Senarist
darmadağınık birtakım fikirleri yanyana getirebilecek birikim ve yeteneğe sahipse ve ne anlatacağını biliyorsa
bir toplu iÄŸneden bile hareket edebilir. Nasıl olsa o iÄŸne ait olduÄŸu hikayeye sizi götürecektir. Her ÅŸey rehberdir.Ken Russell'ın filminde Mahler'in dediÄŸi gibi
seçen sanatçı deÄŸilse
eser sanatçıyı seçiyorsa
yeni senaryosu için öykü arayışında olan yazarın
çevresine dikkatle bakması yeterli olacaktır.Asistanlarımla "beyin fırtınası"na baÅŸlarken
aralarından birinin birkaç sözcük söylemesini isterim: -dile getiren kiÅŸiyle söze dökülen arasındaki karmaşık iliÅŸkiyi bir yana bırakırsak- her ÅŸeyden bağıntısız
anlamı ÅŸüpheli
bir işe yarayacağı kuşkulu
tam da bu yüzden kışkırtıcı bir cümle... Bir keresinde biri "Bir kadın raylara bakıyor" demiÅŸti."Nasıl bakıyor?" "Dikkatle."
"İntihar mı edecek?" "DüÅŸünüyor."
Yazarlar meraklı yaratıklardır; meÄŸer yüzlerce soru pusuda beklermiÅŸ: "Kim bu kadın? Yaşı kaç? Neden intiharı düÅŸünüyor? Nasıl bir kiÅŸilik kalabalık bir istasyonda raylara kendisini atmayı düÅŸünür?.. Bu tür bir intihar biçimi nasıl bir mesaj içerir?.."
"Mesaj mı... Kime?" "Kocasına." "Anlar mı?"
Bu kez benzeri sorular kocası için soruldu
yanıtlar bulundukça
kıvılcımı yaratan öncül motifin arkasında yatan gerçeklik kavranmaya baÅŸlandı
film öyküsünün ucu göründü: tren yolculuÄŸuna baÅŸlamıştı.KuÅŸkusuz baÅŸka yazarların elinde
o yolculuk baÅŸka türlü biçimlenecek
belki daha ustalıklı kotarılacaktı... Önemi var mı?Bizim maceramız
bir kadınla oÄŸlu arasındaki iliÅŸkiyi eksen alan bir öyküye vardı. BittiÄŸinde
her ÅŸeyi baÅŸlatan sahne
hikayede yoktu.Ama asıl nokta ÅŸu: Raylara o biçimde bakabilecek bir kadının öyküsüydü bu. Bir resimden çıkmış ve ruhen o resme sadık kalmıştı.
Aklın beyazperdesinde bir fotoğraf belirmişse
öykü zaten hazırdadır
o resmin içinde: bir yaÅŸanmışlık parçası akıp gelmiÅŸ
resmedilmiş o anı yaratmıştır.Yaşlı bir adamın dudakları aralanır
"Rosebud" sözcüÄŸü duyulur
elindeki oyuncak küre yere düÅŸer
yuvarlanır... Sahnenin son resmi
o genel plan dikkatle incelendiÄŸinde
Kane'in karakterine iliÅŸkin binlerce bilgi ediniriz
üstün yapıtların böyle bir gücü vardır. Bundan sonrası kolay: karakter varsa
hikaye de var demektir... İyi olduğuna inanan bir senarist
göÄŸsünü gere gere ÅŸöyle haykırabilir: "Bana bir karakter verin
sinema dünyasını yerinden oynatayım!..."Film hikayesi yazmanın çok pratik bir formülü ÅŸu olabilir: SaÄŸlam iki karakter yaratın
karşılaÅŸtıkları anda unutulmaz bir öykü baÅŸlayacaktır."Butch Cassidy And The Sundance Kid-Sonsuz Ölüm" ya da "The Good
The Bad And The Ugly-İyi
Kötü
Çirkin" filmleri bu cümlelerin içerdiÄŸi doÄŸruya tanıktırlar.Aklın aynasından yansıyan bir görüntünün irdelenmesi... Ama insan aklı binlerce görüntüyle doludur
en azından bellek imajlarla çalıştığı için binlerce anı parçacığıyla...İyi ya iÅŸte
bunların herhangi biri bir film öyküsünü baÅŸlatmaya yeterli olabilir. Tek gereken
baÅŸlangıç için neyi seçeceÄŸini
neye itaat edeceÄŸini bilmek ve sabırlı olmaktır.İlk baÅŸta seçim kolay deÄŸildir elbet ama çok saÄŸlam bir rehberi vardır: yazarın kendisi... YaÅŸam ve yazar dünya güzeli bir çifttir
yaÅŸam yazarı döller
yazar içindeki öyküleri doÄŸurur. Aslında "yaratmak" sözcüÄŸüyle kastedilen
keÅŸfetmek
açığa çıkarmak
kayda geçirmektir.Her ÅŸey bir senaryoyu baÅŸlatabilir
baÅŸlama atışını duyan beyin harekete geçer
sahnelerden repliklere
düÅŸsel yüzlerden ürkütücü imajlara sıçrayarak ilerlemeye koyulur
bir tren misali
"sinopsis"
"tretman" gibi tuhaf isimleri olan istasyonlar arasında sarsıla sarsıla gider
benzersiz bir serüveni ilmek ilmek dokur
tükenir... tükenir..Ama öncelik hep öyküdedir
çünkü filmler öyküler üzerine inÅŸa edilirler. SaÄŸlam bir öykü ise -tüm sinema tarihinin de gösterdiÄŸi gibi- az bulunur bir nesnedir
çünkü benzersizdir... BaÅŸlangıçta senaristin elinde bulunan parçacıklar
belki bir görüntü ya da birkaç replik
zavallı yazar
elindeki tek bir parçacığın bile
bütünün özelliklerini taşıdığını kavrayana kadar uçsuz bucaksız bir otlakta oynaÅŸan vahÅŸi atlar gibi beyninde döner durur. Eyerlemek olanak dışıdır
çıplak sırtlarına binme cesaretini göstermek ve orada
sonsuza kadar sürmüÅŸ gibi gelen birkaç dakika boyunca kalabilmek gerekir. Usta rodeocuların elinde o parçacıklar
eninde sonunda uysallaşır
gizlerini açığa çıkarmaya boyun eÄŸerler.Fakat süreç nasıl da karmaşıktır
her ÅŸey her yere ait gibi görünür
eldeki malzeme sanki
birbirine pek az benzeyen onlarca öyküye de uygundur
ne yönden ilerleyeceÄŸinizi bilemezsiniz. Öykü kâh vardır
kâh sisler ardında kayboluverir
her ÅŸeyin arap saçına dönmesi an meselesidir; açılışı yapacağı sanılan öÄŸe
gidip finale yerleÅŸebilir
bir diÄŸeri
doÄŸduÄŸu an
eski bir yaratının kardeşi olduğunu haykırır
oysa yazar onu
uzak bir kuzen olarak bile deÄŸerlendirmemiÅŸ
bir başka senaryoya ait sanmıştır.Yazarı
kendi niteliklerinden kuÅŸkuya düÅŸüren sarsıcı süreçlerin ilki böyle yaÅŸanır. Bir sınıf dolusu çocukla baÅŸ baÅŸa kalmışsınızdır
falanca replik
üstü başı kir pas içinde okula gelen bir afacandır
çekidüzen vermek zordur. Filan karakter
dersine çalışmaz
üstelik sözlüde bir bilge gibi susar
oysa sözlerine ihtiyacınız vardır. Bir tema parçacığı
hep okul birincisi olan çocuk kılığındadır
öneminin bilincindedir
kraldan çok kralcı kesilir
daha çok öÄŸrenmek için yapıp tutuÅŸur
yerli yersiz sorularla hocasının ustalığını sınamaya kalkışır
arkadaÅŸlarını acımasızca yargılar.Biri sınıfta uçurtma uçurur
bir başkası altınıza raptiye koyar
arkanızı döndüÄŸünüz an sınıfta bir vaveyla kopar... Onları mezun edeceÄŸiniz (baÅŸkalarının beÄŸenisine sunabileceÄŸiniz) günün hayaliyle uÄŸraşıp durursunuz... Ve sık sık
bırakın mezun olmayı
okuma yazma öÄŸrenmeyi bile baÅŸaramayacaklarına inanırsınız.Sabretmek gerekir. O taraftan olmuyorsa öteki yandan yaklaşırsınız çocuklara
onları dinlemeyi öÄŸrenir
anlamaya çalışırsınız. Çünkü seversiniz onları
"mürüvvetlerini görmek" için yanıp tutuÅŸursunuz. Vazgeçmek
onlara ihanettir
siz olmasanız
onlar da olamayacaklardır
uÄŸraÅŸmak zorundasınızdır.Maalesef senaryo yazmanın bir baÅŸka yöntemi henüz bilinmiyor: sorularla tasarlamayla
keÅŸfetmekle
uydurmakla geçen binlerce saatten sonra
bir de harfleri yanyana dizip sözcükler
cümleler
sahneler oluşturmanız
okudukça dünyanın en iyi senaristi olduÄŸunuza kanaat getirip bir sonraki sayfada kendinizden nefret etmeniz
defalarca değişiklikler yapmanız gerekiyor.Ve sonra yapımcının
yönetmenin
oyuncuların soruları
hatta deÄŸiÅŸiklik talepleri gelir...Aylarca süren angarya
benzersiz bir hamallık!..Senaryo yazmak
angaryadan mazoÅŸist bir zevk almaktır.Tema filmleri de vardır kuÅŸkusuz ama onlarda da süreç aynıdır. Kieslowski ile senaristi Krzystof Piesiewicz
özgürlük teması üzerine kuracakları filmin öyküsünü tartışmak için bir araya geldiklerinde yine ortada birkaç kırıntı dışında bir ÅŸey yoktu. Belki biri
"Üç Renk: Mavi" filmini hapisten çıkan bir adamla baÅŸlatmayı önermiÅŸ bile olabilir. Herhalde özgürlük temasını saatlerce tartışıp sanat alanına yoÄŸunlaÅŸmaya karar vermiÅŸlerdir. Öykünün ucu
o sıralarda görünmüÅŸ olsa gerek.Bazende ortaya bir fikir atılır
örneÄŸin bir stüdyo yöneticisi
bir senaristi arayıp
"çılgın
sevimli
dağınık bir polisle
düzenli
saygın
aile babası olan ortağının macerasını ele alan bir film yapalım" diyebilir
belki "Lethal Weapon-Cehennem Silahı" filmine böyle baÅŸlanmıştır
ama dikkat
telefon konuÅŸması sürerken
ortada hâlâ öykü yoktur."Leoparın KuyruÄŸu"nun yaratıcısı
kimi röportajlarında
"yapımcı Turgut Yasalar
senarist Turgut Yasalar'a
az mekanlı
az kiÅŸili bir öykü sipariÅŸi verdi" diyor. Güzel cümle
hoÅŸ bir gerçeÄŸi dile getiriyor: sipariÅŸ anında öykü yok henüz
senarist çalışıp hazırlamış.Biraz farklı bir örnek: Robert Altman'ın "The Player-Oyuncu" filminde 5-6 cümleyle dinlediÄŸi öyküler arasından seçim yapmakla yükümlü olan stüdyo yöneticisi Tim Robbins'e
bir senarist ÅŸunu önerir: "'The Graduate-AÅŸk Mevsimi'nin devamını yapalım'. Ortada yine öykü yoktur ama daha net bir ÅŸeyler vardır
bir Hollywood stüdyosunun yöneticisi
"The Graduate 2"nin içermesi gereken öÄŸeleri ezbere sayabilir.Demek ki film öyküsü yazmanın tek yolu
bir imgenin peÅŸine takılıp narin bir kelebek gibi o daldan ötekine uçmak deÄŸildir. Belirli bir tarif
bir sipariÅŸ üzerine öykü yazılabilir. Aslına bakılırsa bu yöntem
endüstri için çok gereklidir. Çünkü sinema filmleri
yapımcılar tarafından... seyirci için yapılır. Senaristler tuhaf yaratıklar oldukları için de yapımcılar
onların keyfine kalırsa endüstrinin batacağını bilirler.Yapımcı daha da enteresan bir yaratıktır
varoluşunun anlamını
eldeki senarynonun tarihin o döneminde seyirci nezdinde bir karşılığı olup olmadığı sorusuna dayandırır
çünkü harcayacağı milyarların geri dönmesi kaygısını taşımaktadır. Film yapımı sırasında paranın her gün oluk oluk akıp gidiÅŸini izlemek
insanın ruhunu zedeliyormuş
öyle söylüyorlar
bu doÄŸruysa yapımcı da kendince haklıdır.Bu haklılığın bilinciyle bazen ÅŸöyle cümleler ediverir: "Tom Cruise ve Nicole Kidman için bir aÅŸk filmi yazsana bana."
"Stephen King'in Hiddet isimli öyküsünü Türkiye'ye adapte edelim. Fakat telif ödemek istemiyorum ona göre
öyle uyarla ki onun olduÄŸu anlaşılmasın." &nbs p; Nasıl yani?..Böyle zamanlarda
kafası sanat düÅŸleriyle dolu olan genç senarist
ustası David Mamet'in sözünü anımsar: "Yapımcıların sanatla iliÅŸkisi
giyotinin hukukla iliÅŸkisine benzer."Hangi yöntemle yazılırsa yazılsın
neye hizmet ederse etsin
sonuç olarak öykünün
kimi özellikler taşıması gerekir. Åžu soru önemlidir: bu hikayenin bir proje olarak deÄŸeri ne?Dünyanın en güzel öyküsünü yazmış olabilirsiniz
bir proje olarak deÄŸeri azsa
filmin yapılabilmesi için para bulunamaz
hadi yapıldı diyelim
seyirci gelmez. Endüstri denen masal devi ise
seyirciyi getiremeyen projelerden hiç hazzetmez. Sinema pahalı bir sanattır
o filme yatırılacak paranın ağırlığını senaristin duyması gerekir
her ÅŸey bir yana
iki senaryosu iÅŸ yapmazsa
üçüncüsünü kimseye kabul ettiremeyeceÄŸi için.EtkilendiÄŸiniz herhangi bir ÅŸeyden hareketle senaryo yazmak ÅŸiirsel bir süreçtir
proje kavramını temel almak ise
mimari tasarımlara benzer. KuÅŸkusuz yaratıcı bir iÅŸtir ama yapılacak binanın öncelikle kimi ilkel gereksinimlere cevap vermesi gerekir: dünyanın en güzel köÅŸkünü
içine tuvalet koymadan inÅŸa etmek
kime ne kazandırır ki?Bu yüzden senaristin
yaratma esrikliÄŸini
doğum sancılarını
kendini Tanrı gibi hissetmeyi falan bir yana bırakıp bitirdiÄŸi öykünün bir proje olarak deÄŸerini amansız bir sorgulamadan geçirmesi gerekir: bu fikirden bir senaryo olur mu? Nasıl bir film çıkar? O filmi ben izlemek istiyor muyum? Birisi çekmek isteyecek mi? Böyle bir filme
hangi nedenle olursa olsun ihtiyaç var mı? Yapımcı bu senaryoya neden para yatıracak?*ALINTI
0 yorum yazılmıştır