Demenza - Delilik gecici, pısmanlık kalıcıdır

20/3/2009

Seyirci bir filme neden gider?

En vahimi: Seyirci neden bu filme gelecek?

Seyirci dünyanın en güzel köşkünde tuvalete gidecek olan kişidir. Onu tek ilgilendiren kendi ihtiyacıdır sıkıştığında estetik değerler umrunda bile olmaz.

O yüzden zorunludur bu soruların yanıtlanması. Bayağı ve onur kırıcı olduklarını biliyorum çok da sıkıcılar ama yaşam kurtarırlar. Sinema tarihi aynı zamanda bu soruları zamanında sormamış ya da doğru karşılıkları bulamamış senaristler mezarlığıdır. Kendileriyle birlikte kimi yönetmen ve yapımcıları da sürüklemiş olmaları neyi değiştirir: ölüler yalnızdır.

Şeytan ayrıntıda gizli

Şimdi biraz daha derine inip ve filmlerin üzerine kurulduğu hikaye anlatımında yardımcı küçük destek noktalarına göz atalım.

Bunca zaman sonra ressamların hâlâ çiçek resmi yapmaları gibi yazarlar da hâlâ dedektif hikayeleri korku ya da aşk romanları yazıyorlar ve aynı şekilde sinemacılar hâlâ aynı beş altı hikayeyi çekiyorlar. Ama yine de hâlâ karıştırarak birleştirerek ya da değiş tokuş ederek sanat eserleri yaratılıyor: bütün mainstream filmlerin düzenli aralıklarla meydana gelen belli başlı izlek noktalarıyla bir başlangıcı ortası ve sonu olmasına rağmen bu babadan kalma eski hikayelere çeki düzen vermenin çeşitli yolları var. İşte bu nedenle senaryo yazarları ve yönetmenler karakterleri seyredenlerin gözünde ete kemiğe büründürmek sinema dünyasını inandırıcı yapmak boşluktaki noktaları ve kişisel çıkmazları sonuca bağlamak ve böylece filmin sonunu daha tatmin edici kılmak için tasarlanmış hikaye anlatma teknikleri kullanırlar.

Başka bir deyişle her karakterin kendi hikayesi olur ve bu hikayeler filmin sonunu önceden sezdiren hepimizin istediği gibi özenle dokunmuş bir çözülme sağlamak için asıl hikayeye bağlanır.

Önceden sezdirme
"Goldfinger"da filmin Fort Knox sonunu daha etkileyici hale getirmek için önceden sezdirme yöntemi kullanılır. Giriş bölümünde 007 gizlice bir ooooo imalathanesine girdiğinde "iş üzerindeyken" saldırıya uğrar. Bunun üzerine saldırganı küvete fırlatır ve elektrikli bir ısıtıcıyı küvete sokarak adamı öldürür. Şimdi golf klübündeki sahneye atlayalım. Goldfinger 007'yi uyarmak için Oddjob'ın çelik kenarlı zarif şapkasını fırlatarak bir heykelin kafasını uçurmasını sağlar.

James ile Oddjob'ın bir sonraki karşılaşmalarında şapka gerçekten önemli rol oynar. Oddjob ölen altın kızın intikam peşindeki kızkardeşi Tilly Masterson'ı şapkasıyla boynunu kırarak öldürür. Fort Knox düğüm noktasına doğru ilerlerken Oddjob şapkasını bu kez James Bond'a fırlatır ama Bond aniden eğilince şapka demir parmaklıklar arasına sıkışır. Oddjob şapkasını almaya gittiğinde James kopuk bir elektrik kablosunu yakalayıp demir parmaklıklara değdirir ve böylece saldırgana elektrik verir. Filmin sonundaki bütün unsurlar -şapka Oddjob'ın boyun kesme peşinde olduğu elektrik kablosunun yaratıcı kullanımı- daha önce üstü kapalı biçimde filmde ima edilmiş ve böylece sonuç seyirci için daha tatmin edici hale getirilmişti.

"Goldfinger"daki önceden sezdirme oldukça gizli kapaklıdır yani "Top Gun"daki açık sezdirmeye benzemez. Böylece ortaya hem sonu kolaylıkla tahmin edilebilen eğlenceli bir film hem de bu sayfada kullanmak için ideal bir örnek çıkmış olur.

Açılış sahnesi. Maverick (Tom Cruise) ve Cougar tek başına sanarak yolunu kestikleri MiG uçağın tek başına olmadığını yanında bir uçağın daha olduğunu farkederler.

Ne ekersen onu biçersin
Maverick Top gun okuluna gider ve orada çektiği numaralara ve kuleye çok yaklaşarak yaptığı fiyakalı uçuşlarına rağmen Iceman'in (Val Kilmer) arkasından ikinci olur. Mav ile Goose'un kullandıkları F-14 Ice'ın jetinin arkasında bıraktığı ateşe yakalanır. Mav uçuş arkadaşı Goose'u kaybettikten sonra depresyona girer ve deli gibi içmeye başlar.

Filmin zirve noktasındaki kapışma sahnesinde bütün bu olaylar yer alır. Sürpriz; beklenenden daha fazla MiG uçağı vardır. Maverick kafayı bulur. Birinin jetinden çıkan ateşe tutulur. Ortağını bırakmayı reddeder. Yeniden fren numarasını yapar. Hatta sonunda Kelly McGillis'le karşılaşmak üzere yere inmeden önce yine kuleye çok yakın uçarak kontrol kulesindeki adamın kahvesini döker.

Sinemada hikaye anlatımını destekleyen faktörlerden bir diğerini "backstory"yi barındırması açısından da aynı derecede iyi bir örnek "Top Gun". Önceden Mav'in ailesinin orduda pek de iyi bir ismi olmadığını öğreniriz.

Goose öldüğünde Viper Mav'e babasıyla ilgili gerçeği söyler. Gelmiş geçmiş en zorlu çatışmalardan biri sırasında babasının F-4'ü hasar görmüş fakat baba Mav geri dönmek yerine üç arkadaşının hayatını kurtarmak için kalmıştır. Çatışma haritaya göre yanlış bir hava sahasında gerçekleştiğinden askeriye adamın cesaretini asla takdir edememiştir.

İyi kullanıldığında "backstory" gerçekten bir filmi zenginleştirebilir. En iyi sinemacılar karakterlerin kendi hikayelerinin de en az filmdeki ana aksiyon kadar iyi olmasını sağlamaya çalışırlar. "Rezervuar Köpekleri"nde Tarantino karakterlerin hikayelerini flashback'lerle anlatır. Böylece ana aksiyonun yanısıra Beyaz'ın Sarı'nın Turuncu'nun hikayelerini de ortaya koyar. "Top Gun"a göre alışılmışın çok daha dışında bir yöntemle.

Spielberg de bunu yapar. "Indiana Jones And The Last Crusade"in açılışında Genç Indy'nin (River Phoenix) hikayesini anlatarak Indy ile babası arasındaki ilişkiyi oturtmakla kalmaz ayrıca Indiana'nın köpeğinin adı olduğunu açıklar ve kahramanı tanımlayan karakteriyle ilgili dört unsuru ortaya koyar: kamçı şapka çenesindeki yara ve yılan korkusu.

Karakter özellikleri ve bunların bir şekilde olaya bağlanışı hikaye anlatmada kullanılan bir başka yöntem. Karakter özellikleri filmlerde sık sık önemli dönüm noktaları haline gelir. Tabii bu genellikle o kadar kötü yapılır ki sonraki sahneyi önceden tahmin ettirmekten başka işe yaramaz. Yükseklik korkusu mu var? O zaman çatıda geçecek bir sahne beklersiniz. "Goldeneye"da filmin başından itibaren Rus bilgisayar kurdu Boris'in tükenmez kalemini açıp kapamak gibi bir tiki olduğunu biliriz. Küçücük bir ayrıntı hikayede kocaman bir dönüm noktası. Filmin sonunda Boris farkında olmadan 007'nin patlayan tükenmez kalemini eline alır ve öylesine açıp kapamaya başlar. Biz tıpkı James gibi kalemin her an patlayabileceğinin farkındayızdır; ki zaten patlar.

Şimdi "Goldeneye"daki bomba-kalem numarası işe yarar çünkü biz olayları Bond'un bakış açısından görürüz. Bakış açısı temelde hikaye anlatımını etkileyen en önemli şeylerden biridir. Seyircinin filmde olanları nasıl anlayacağını kiminle aynı tarafta hissedeceğini ve ne bileceğini belirler. Çoğu filmde seyirci her şeyi bir ya da iki ana karakterin bakış açısından görür ve genellikle bu karakterlerle özdeşleşir.

Örneğin "Deliverance"ta her şeyi dört çocuğun bakışıyla görür ve onlarla özdeşleşirsiniz. "Sıkı Dostlar"da filmin başından sonuna kadar Henry Hill'le birliktesinizdir ve dolayısıyla Henry'nin gözündeki Jimmy Conway'i ve Tommy DeVito'yu tanırsınız. Tıpkı kötü adam Sarı'nın gözündeki Beyaz'ı ve Turuncu'yu tanıdığınız gibi... Bu karakterlerin hepsi suçludur ama olayları belli karakterlerin bulunduğu noktadan gördüğümüz için onlardan yanayızdır. "Ucuz Roman"ın çabuk çabuk konuşan katilleri Jules ve Vincent'tan yana olduğumuz gibi...

Mainstream filmlerden herhangi birine baktığınızda hem olayları belli karakterlerin gözünden izlediğimizi hem de bu karakterlerin filmin sonraki aşamalarında ortaya çıkacak aksiyonu önceleyen kendi hikayeleri olduğunu görürsünüz.

DÖNÜM NOKTASI: FARKLI KARAKTERLER FARKLI BAKIŞ AÇILARI

Zaman zaman bize daha az bilgi sunan ve kurallara uymayan filmlerle karşılaşırız. Bu iddialı çıkışlar başarılı olduklarında bizi çok daha tatmin eden bir film seyretmiş oluruz. "Ucuz Roman" değişik zamanlarda değişik karakterlerin bakış açılarıyla hikayeyi keserek bakış açısıyla ilgili kuralı defalarca bozar. "Evet herkes sakin olsun. Bu bir soygundur." sahnesiyle film hırsızların bakış açısından başlar. Filmin sonunda aynı sahneyi bu kez Jules ve Vincent'ın gözünden izleriz. Aynı şekilde tuvaletteki çocuğun Jules ile Vincent'ın arkadaşlarını öldürdüğünü duyduğu sahneyi önce öldürenlerin sonra çocuğun gözünden izleriz. Film boyunca ana hikayedeki asıl karakterlerin yan hikayelerde ikinci dereceden karakterlere dönüştüklerini görürüz. "Ucuz Roman"ın belli başlı bütün bölümlerinde bu tekrarlanır. Tabii bu riskli bir yöntemdir. 1991 yılındaki "Slacker"ın hikayesi gibi karakterlerden hiçbiriyle özdeşleşemediğiniz konudan konuya atlayan darmadağınık bir hikaye de çıkabilir ortaya. Böylesine karmaşık dönüşleri kolay anlaşılır hale getirmek de Tarantino'nun başarısı.

1. Vincent ve Jules'un Big Kahuna Burger yiyenleri infaz edişleri iki kez gösterilir.
2. Soygun hem dikkat çekici bir açılış sahnesidir...
3. Sem de açıkta kalan uçları bağlama ve birçok hikayeyi birleştirmek için yeterince etkili bir son.
4. Vincent hem Butch'un hikayesinde hem barda hem de boksörün dairesinde iki kere görülür.

ALINTI


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »