Demenza - Delilik gecici, pısmanlık kalıcıdır

2/5/2007

Uyanan Ejderha Çin - 3.bölüm

Mao: Kurucu Başkan

Tiananmen Meydanı'nda bize tepeden bakan Mao, halk arasında tüm saygınlığını sürdürüyor.

"Mao bizim kurucu Başkanımız" diyorlar ve büyük saygı gösteriyorlar.

Entelektüeller arasında Mao konusundaki fikir ayrılığı hemen dikkati çekiyor.

Bir bölümü açık açık, artık Mao'nun ve onunu dönemindeki ideolojinin bütünüyle aşıldığını, zaten o dönemde pek çok da hata yapılmış olduğunu söylüyor.

Kendilerini Maocu diye tanımlayan ve Kültür Devrimine katılmış olanlar ise bugünkü Çin'i Mao'nun kurmuş olduğunu, yönetimin hâlâ onun düşüncelerinden esinlendiğini belirtiyor.

Fakat en şiddetli Mao taraftarları bile, onun eninde sonunda bir köylünün oğlu olduğunu, dolayısıyla vizyonunun sınırlı kaldığını söylüyor.

Tabii bütün bu tartışmaların arka planında Çin'i bugün Komünist Parti'nin yönettiği, bütün yöneticilerin parti üyesi olduğu ve "denetimli özel girişim ve özgürlük" ideolojisinin parti tarafından belirlendiği gerçeği yatıyor.

1,3 milyar köylü kökenli insanı bir toplumsal proje çerçevesinde dönüştürmek ve bunun ideolojisini de herkesi kucaklayacak ve "Küreselleşen dünyaya uyum sağlayacak" bir biçimde oluşturmak inanılmaz derecede zor bir iş.

Ama Çin Komünist Partisi bunu becerecek gibi görünüyor.

Kiminle konuşsam, geleceğe umutla bakıyor.

Çin yönetimi, halktaki en önemli "dönüşümcü ögeyi", umudu iyi keşfetmiş ve iyi yönetiyor.

Daha sonra bu konuya yine döneceğim.


Yasak Kent ve İmparatorun Sarayındaki İlginç Ayrıntılar ve Bir Çin Efsanesi

İmparatorun kışlık sarayı Tiananmen Meydanı'nın hemen arkasında: Yasak Kent.(Aslanların biri erkek biri dişi. Erkeğin ayağının altında dünyayı simgeleyen bir top, dişinin ayağının altında bir bebek. Imparatorun Sarayı, her biri tek bir ağacın gövdesinden yapılmış olan kalın ahşap sütunlar üzerine kurulu gölgeliklerle çevrili. İşçiler önce ağaçları keserler, sonra da yağmur yağsın da oluşan sellerle bu kocaman gövdeleri nakletsinler diye beklerlermiş. (Her biri bir ağaç gövdesi olan direkler. Ancak sel suyu ile nakledilebilecek kadar büyük.)

İlginç bir nakletme yöntemi: Tümüyle doğal.

Sarayda dikkati çeken ön önemli özelliklerden biri de kocaman su kazanları.

Bu kazanların ikisi som altın.(İçinde su toplanan kazanlar. Efsanenin başlangıcı)

Birkaç tane bronz var.

Geri kalanları bakır.

Kuraklığa karşı İmparatorun aldığı bir önlem.

Tabii bu kocaman kazanları görünce hemen aklıma eski bir Çin efsanesi geliyor:

Müneccimleri İmparatora yedi gün yedi gece sağanak yağmur yağacağını, suların her tarafı kaplayacağını ve büyük bir tufan olacağını, bu yağmur suyundan içen herkesin aklını kaçıracağını söyler.

İmparator bunun üzerine büyük su kazanları yaptırır ve içlerini suyla doldurur.

Tufandan sonra, sarayda yaşayanlar sadece bu sudan içer.

Halkı ise artık bütünüyle tufandan sonraki suyu içtiği için aklını kaçırmıştır.

Bir süre sonra, saraydaki sular azalmaya başlar ve İmparator kendisinden başka kimsenin depolanan sudan içmesine izin vermez.

İmparatorun çevresindekiler de çıldırır.

Halkı ve bütün adamları çıldırmış olan İmparator, sonunda herkesin deli olduğu bir dünyada tek akıllı kalmaya dayanamaz, "Getirin şu sudan bir bardak da ben içeyim" der.

Ve rivayet edilir ki o günden sonra bütün dünya çıldırmıştır ama herkes deli olduğu için kimse bunun farkında değildir.

Bence Çinlilerin espri anlayışını yansıtan bir efsane bu.

İmparatorun sarayında dikkatimi çeken bir başka ayrıntı, merasim salonunun, İmparatorun, İmparatoriçenin doğum günü kutlamaları ve sınav kazanan memurlara verilen ödüllerin törenleri için kullanıldığının anlatılmasıydı.

"Sınav kazanan memurlar" tanımlaması bana Çin sarayında da Osmanlının Enderun'u gibi bir eğitim sürecinin olduğunu düşündürdü.

Galiba "Mandarinlerin" eğitimi ile bizim Enderun'da yapılan eğitim, bir İmparatorluğun gerek duyduğu kadroların hazırlanması bakımından bir benzerlik taşıyor.

Prof Dr Emre Kongar





Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »